Cumhurbaşkanı’nın Anayasal Yetkileri ve Beştepe

Untitled-4
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Türkiye, 4 Ağustos 2015 tarihinden itibaren Cumhurbaşkanı’nın anayasada yazılı görev, yetki ve sorumluluklarını ve ilk kez halk oylaması ile bu makama gelen Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetim anlayışından kaynaklanan fiili durumu tartışıyor. Cumhurbaşkanı, partisiyle ilişiğini kesmiş olması gerekirken, siyasi faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle eleştiriliyor. Cumhurbaşkanı, kurucusu ve eski genel başkanı olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi kurultayına gönderdiği mesajda; partisiyle hukuken olmasa da gönül ilişkisinin sürdüğünü vurguladı.

1982 Anayasası’ndan itibaren Turgut Özal, Süleyman Demirel, Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan siyasi parti liderliklerinden ya da üyeliklerinden Cumhurbaşkanı seçilmiş kişilerdi. Erdoğan’ın seleflerinden farkı ise yapılan bir anayasa değişikliği ile TBMM tarafından değil, halk oylaması ile seçilmiş olması. Buna karşı görev ve yetkilerinde herhangi bir değişiklik yapılmadığından icraatları muhalefet tarafından tepkiyle karşılanıyor.

Cumhurbaşkanı’nın hükümetinin anayasal sorumluluğunda bulunan konulara müdahale ettiği tartışılıyor. Bu duruma 1982 Anayasası ve buna dayanılarak kurulan anayasal kurumlar ve Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkilerinin genişliği yol açmaktadır. Anayasa Cumhurbaşkanı’na sorumsuz olmasına karşın yasama, yürütme ve yargı ile ilgili geniş yetkiler vermiştir.[1]

Cumhurbaşkanı özellikle iki konuda hükümetin faaliyetlerine müdahale imkanı bulabilmektedir. Anayasa’nın 104. maddesi (b) fıkrasında Cumhurbaşkanı’nın “Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar kuruluna başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırmak” hükmü yer alıyor. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı istediği zaman Bakanlar Kurulu’nu Beştepe’ye çağırıyor.

Cumhurbaşkanı’nın hükümete müdahale edebileceği en önemli platformlardan biri de Milli Güvenlik Kurulu’dur. 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu’nun 3. maddesine göre kurulun başkanı Cumhurbaşkanı’dır.[2] Kurulun Başbakan’ın teklifi üzerine ya da doğrudan Cumhurbaşkanı’nın çağrısıyla toplanması (madde- 5) ve gündeminin Cumhurbaşkanı tarafından düzenlenmesi (madde-6), eşitlik halinde kurul başkanının bulunduğu tarafın çoğunluk sağlaması (madde-7), Cumhurbaşkanı’nı etkin bir konuma getirmektedir

İktidar Partisi, AB uyum yasaları ve demokratikleşme gerekçesiyle MGK ve MGK Genel Sekreterliği kanununda bir takım değişiklikler yapsa da kurulun siyasi alandaki etkinliği sürmektedir. Milli güvenlik konusunun son derece hassas olduğu ve her türlü sosyal, siyasi, ekonomik, ticari, askeri ve bilimsel alanı ilgilendiren boyutu bulunduğu gözden kaçırılmamalıdır.[3] Cumhurbaşkanı, Büyükelçiler, Valiler, Yüksek Yargı Başkanları ve Üyeleri, Üniversite Rektörleri ve üçlü kararname gerektiren atamalar konusunda da tek veya son söz sahibidir.

Cumhurbaşkanı’na böylesi geniş yetki ve görev verilmesinin temel sebebi ise hükümetlerin geleneksel siyasi rotadan çıkmalarına karşı bir emniyet sübabı olarak görülmeleridir. Cumhuriyet döneminde anayasalar genellikle olağanüstü zamanlarda ve/veya darbeler sonrasında hazırlanmıştır. 1924 anayasası Cumhuriyet’in kurulmasının ardından, 1961 ve 1982 anayasaları ise darbeleri müteakiben yazılmışlardır. Anayasayı hazırlayanlar Cumhurbaşkanlarına esasen rejimin korunması görevini biçmişlerdir. Bu nedenle demokratik parlamenter bir sistem içerisinde sembolik olması gereken Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri Türkiye örneğinde tamamen farklı yönde gelişmiştir.

1982 anayasasından sonra seçilen Cumhurbaşkanları da ister siyasi bir partiden isterse askeri bürokrasiden ya da yüksek yargıdan gelsin, hükümetin icraatlarına belirli ölçüde karışmışlardır. Bu durum zaman zaman Cumhurbaşkanı ve Başbakanlar arasında kamuoyuna da yansıyan gerginliklere yol açmıştır. Partilerden gelen Cumhurbaşkanları demokratik geleneklere uygun olsun ya da olmasın haleflerini en güvendikleri ya da partide tabanı çok güçlü olmayan kişilerden seçmeye özen göstermişlerdir. Turgut Özal-Yıldırım Akbulut, Süleyman Demirel-Tansu Çiller dönemleri bu tercihleri yansıtmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan da Cumhurbaşkanı seçildiğinde bu hususa dikkat etmiş, en güvendiği kişilerden olan Binali Yıldırım ve partide tabanı olmayan, akademik alandan gelmiş Ahmet Davutoğlu arasındaki tercihini o dönem Davutoğlu’dan yana kullanmıştır.

Ancak süreç içerisinde Erdoğan ve Davutoğlu arasında çeşitli ihtilaflar ortaya çıkmıştır. Ahmet Davutoğlu’nun Erdoğan’sız bir geleceğe hazırlanma stratejisi Beştepe’nin gözünden kaçmamıştır. Erdoğan ve arkadaşları Davutoğlu’nu henüz tehdit oluşturacak güce ulaşmadan oyun dışında bırakmışlardır. Sıra Davutoğlu’nun Dışişleri, MİT ve diğer bürokratik kademelere yaptığı atamalara gelmiştir. Beştepe’nin dikkatini yoğunlaştırması gereken asıl yerler buralardır.

Sonuç olarak Cumhurbaşkanı’nın “Başkanlık” ya da “Partili Başkanlık” taleplerinin kendi siyasi geleceği, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Türk siyasi hayatında daha uzun süre varlığını sürdürme isteği, Cumhurbaşkanı ve Başbakan (ve kadroları) arasındaki anlaşmazlıkların siyasi ve ekonomik alana menfi etkilerinin önlenmesi ve uluslararası aktörlerin oyunlarının etkisiz kılınması olduğu anlaşılmaktadır… Erdoğan’ın kişiliği ve anayasada cumhurbaşkanına biçilen rol örtüşmüş, geriye Beştepe’nin son yıllarda hızla uzaklaşılan, kurucu iradenin Türkiye’yi çağdaş dünyada görmesi istediği yere yeniden yaklaştırması kalmıştır. Bunun için Türkiye’nin geleneksel barışçı dış politikasına geri dönmesi, toplumsal huzurun yeniden tesis edilmesi, bürokraside partizan atamaların terk edilerek liyakat ve donanımın öne çıkarılması gerekmektedir.

../.

[1] Bkz. Görev ve Yetkiler, http://www.tccb.gov.tr/cumhurbaskanligi/gorev_yetki/
[2] Madde 3 – Anayasanın 118 inci maddesi gereğince Milli Güvenlik Kurulu kurulmuştur. (Değişik: 15/1/2003-4789/1 md.) Millî Güvenlik Kurulu, Cumhurbaşkanının başkanlığında, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Başbakan yardımcıları, Adalet, Millî Savunma, İçişleri, Dışişleri bakanları, Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri komutanları ve Jandarma Genel Komutanından oluşur.
[3] Madde 4 – (Değişik: 30/7/2003-4963/24 md.) Millî Güvenlik Kurulu, 2 nci maddede belirtilen millî güvenlik ve Devletin millî güvenlik siyasetine ilişkin tanımlar çerçevesinde Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili konularda tavsiye kararları alır ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüş tespit eder; bu tavsiye kararlarını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir ve kanunlarla verilen görevleri yerine getirir. Başbakan, Millî Güvenlik Kurulunun tavsiye kararlarının ve görüşlerinin değerlendirilmek üzere Bakanlar Kuruluna sunulması ve Bakanlar Kurulunda kabulü halinde bu tavsiye kararlarının uygulanmasının koordinasyonu ve izlenmesi için bir Başbakan yardımcısını görevlendirebilir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Yazar Hakkında

Dr. Erhan Canikoğlu
MGK'nın Dış Politika'daki Rolü teziyle yüksek lisans, Rusya'nın Yakın Çevre Politikası teziyle doktora derecesi aldı. Rusya, Yunanistan ve Irak'ta dış görevlerde bulundu. İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma konularında uzman ve yönetici olarak çalıştı.

İlk yorumu siz yapın "Cumhurbaşkanı’nın Anayasal Yetkileri ve Beştepe"

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.


*