MİT’in son yıllarda karşı karşıya kaldığı sorunların başında, milli güvenlik gibi geniş ve kapsayıcı bir görev alanından uzaklaştırılarak, gücünü ve enerjisini dış politikanın hizmetine sunmak zorunda bırakılması gelmektedir. Bu duruma 2002 yılından itibaren iktidar partisinde Dış Politika Başdanışmanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak görev yapan Ahmet Davutoğlu’nun vizyonu ve buna paralel MİT Müsteşarlığı’na atanan Hakan Fidan’ın anlayışı sebep oldu. İstihbarat-dış politika ilişkisi konusunda yüksek lisans tezi hazırlayan Fidan, resmin tamamı yerine bir kısmı üzerinde yoğunlaşmış, bu düşünce sistematiği kurumu dış istihbarat teşkilatı olarak görmesine yol açmıştır. Teşkilat’ın son altı yılda işleyişine ve yeniden yapılanmasına yönelik atılan adımlar hep aynı zihni sürecin ürünü olmuşlardır.

Ahmet Davutoğlu’nun 1 Mayıs 2009 tarihinde 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nde Dışişleri Bakanlığı’na atanmasını takip eden yıl içerisinde dış politikaya destek verecek pek çok kurumun yöneticisi değiştirildi. Bunlardan biri de MİT Müsteşarı idi. Davutoğlu’nun politik hedeflerine ulaşmada MİT Müsteşarlığı son derece önem taşımaktaydı. Bu nedenle MİT Müsteşarlığına, Başbakanlığın Güvenlikten sorumlu Müsteşar Yardımcısı Hakan Fidan’ın atanmasını istedi. Fidan’ın uluslararası bağlantıları, kökeni ve bölücü terör örgütüyle müzakere süreçlerinde rol alması da bu atamanın başlıca diğer gerekçelerini oluşturmaktaydı.

Fidan, TSK’dan emekli olduktan sonra Avustralya’nın Ankara Büyükelçiliği’nde uzman olarak çalışmıştı. Ardından TİKA Başkanlığı ve Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı görevlerini üstlenmişti. Nisan 2010’da MİT Müsteşar Yardımcılığı’na, 26 Mayıs 2010’da ise MİT Müsteşarlığı’na getirildi. Böylece Davutoğlu’nun oluşturulmasında başrol oynadığı maceracı dış politikada MİT’in üstleneceği görev şekillenmeye başladı. Kurumun bundan sonraki gidişatında kadrolaşma kadar bu görev önemli rol oynadı. Ancak yetersiz ve vizyonsuz yeni yönetim, ithal kadroların beceriksizliği ve kuruma giderek kapasitesi üzerinde yüklenilmesi kurumun giderek daha fazla hata yapmasına yol açtı. Bu dönemde MİT’in başlıca handikapları şunlardı:

(a)İktidarın MİT’i tamamen kontrol ve denetim altına alma iradesi, buna karşı atadığı bürokratların farklı gündemleri bulunması,
(b)Hakan Fidan ve arkadaşlarının milli istihbarat nosyonuna sahip olmamaları,
(c) MİT yönetiminin deneyimli kadroların tasfiye edilerek yerlerine uygun olmayan atamaların yapılması,
(ç)Davutoğlu, yakın çevresi ve ithal MİT yöneticilerinin kurumu gücünün, kapasitesinin ve yeteneklerinin ötesinde maceralara sürükleme arzusu.

MİT’in arka bahçeye dönüştürülme çabaları

Yetkililerin MİT’i siyasi kavgalar dışında tutmak yerine, devlet içerisindeki erklerinin devamını sağlayan bir araç olarak görmeleri sorunun başlangıcını oluşturdu. MİT’in kimi uluslararası konularda, PKK ile müzakerede, siyasi rakiplerin denetim ve kontrolünde kullanması kurumun siyasallaşma sürecinin en önemli aşamalarını teşkil etti.

MİT’e yapılan “istisnai atama sisteminin” siyasilerin diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevli yakınlarına daha yüksek maaş sunulması uğruna istismar edilmesi sorunun bir başka boyutunu ortaya çıkardı. Çiçeği burnunda Müsteşar Fidan’ın atama işlemleri ile bizzat ilgilenmesi de bu sürecin ne derece sağlıksız işlediğini ortaya koymaktaydı.

Öte yandan dışarıdan MİT’e atanan liyakatsiz yöneticiler kurumsal kültürün bozulmasına yol açtılar. Benzer şekilde kendilerinden sonra gelecek olan niteliksiz personelin de öncüsü oldular. İlk kez MİT’te memuriyete başlayacak kişilerin atamalarında da siyasi ve cemaat bağlantıları aranmaya başlandı.

Dolayısıyla Mayıs 2010’dan itibaren kuruma yapılan her düzey atama, yasal kılıfına uydurulsa da, milli güvenlik ve milli istihbarat açısından sıkıntılı olup, yetenek ve liyakat kriterleri çerçevesinde yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Fidan’ın geçmişinde gri noktalar

Hakan Fidan’ın Van’ın Erciş ilçesindeki Seyitki Aşiretine mensup olduğu hususu medyada yayınlanmıştı. Hatta genel seçimler öncesinde Seyitki Aşireti’nin bir kısmının HDP’yi desteklemesi tartışma konusu olmuştu. Kimi aşiret mensupları MİT Müsteşarı’nın aşiretinin HDP’ye oy vermemesi gerektiğini söylemişlerdi. Babası Ankara’da evlendiği için Fidan’ın doğum kaydının bu kentte olduğu vurgulanmıştı. Burada asıl mesele Fidan’ın ya da onu yeniden bürokrasiye kazandıranların bu gerçeği neden gizleme ihtiyacı duyduklarıdır. Hangi kökenden gelirse gelsin tüm Türk vatandaşları bu ülkenin asli unsurlarıdır. Devlet açısından asıl sorun ayrılıkçı terör örgütünü destekleyenler ve devlete bağlı görünürken gizlice ülkenin parçalanmasına hizmet eden, Türkiye’yi emperyalizmin ve siyonizmin çıkarlarına alet etmek isteyen kişilerdir. Devletine, milletine ve ülkesine bağlı hiçbir vatandaşın kökeninin sorgulanması mümkün değildir.

Hakan Fidan, 1986-2001 yılları arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda muhabere teknisyeni olarak görev yaptı. Almanya’da NATO kapsamında görev yaptığı sırada bir Amerikan üniversitesinin yurtdışındaki askerlere yüksek öğrenim imkanı sunan bir üniversiteden lisans diploması aldı. Ardından Türkiye’ye dönünce Bilkent Üniversitesi’nde “Dış Politikada İstihbaratın Rolü” konulu bir yüksek lisans tezi hazırladı. Bilgi Sistemleri Merkezi (OBİ) ’de görev yaparken Erzincan’a tayini çıktı. Ancak her nedense doğu hizmetine gitmek istemedi.

Ardından Suat Kınıklıoğlu’nun boşalttığı Avustralya’nın Ankara Büyükelçiliği siyasi ve ekonomik danışmanlık görevini yürüttü. Fidan’ın TİKA Başkanlığı’ndan önce “İran’da yedi aydan fazla süreyle kaldığı ve ülkeyi baştan aşağı dolaştığı” yönünde iddialar ileri sürülmektedir. Bu durumda Fidan’ın İran seyahatinin Avustralya Büyükelçiliği’nde görevli iken mi yoksa daha önce mi gerçekleştiği son derece önem taşımaktadır. Zira Fidan’ın Avustralya Büyükelçiliği personeli iken görevli olarak İran’ı ziyaret etmesi farklı, daha önce ziyaret etmesi ise farklı bir durumdur. Fidan’ın İran ile bağları, Türkiye adına katıldığı uluslararası toplantılarda İran’ın nükleer faaliyetlerini desteklemesi, İran’a yönelik ambargonun delinmesi ve kara para aklanması gibi pek çok olayda Türkiye’nin milli güvenlik istihbaratının emanet edildiği kişiyi zan altında bırakmaktadır.

MİT’in imkan ve kabiliyetlerinin ötesine zorlanması

Karar vericiler, gerek eski yöneticilerin hatalı yönlendirmeleri gerekse milli güvenlik ve istihbarat vizyonuna sahip olamamaları sebebiyle, MİT’in imkan ve kabiliyetlerini de dosdoğru saptayamadılar. Türkiye’nin özellikle ekonomik nedenlerle Batı’nın ve Körfez sermayesinin hizmetine açılması, Ahmet Davutoğlu’nun 2009’dan itibaren bizzat Dışişleri Bakanı olarak uygulamaya geçirdiği maceracı dış politikayla birleşince, Türkiye, ulusal çıkarları ile bağdaşmayan, milli gücü ile orantısız politikaların esiri haline geldi.

Davutoğlu-Fidan ikilisinin Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından yol açtığı en büyük tehlikelerden biri, Ankara’yı Suriye’deki iç savaşın taraflarından biri haline getiren politika süreçlerini ve taktik adımları icra etmeleridir. Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı’ndaki makam odasında yapılan dar kapsamlı görüşmede Hakan Fidan’ın Suriye’den Türkiye’ye roket attırma önerisi Erdoğan’ın altının gizli gizli oyulduğunun en önemli kanıtlarından biridir.

Fidan’ın Mısır Devlet Başkanı Muhammed Mursi’yi ordu ve halkın muhalefetine karşı direnmeye çağırması, bir taraftan Batı’nın bölgesel çıkarlarına uygun adım atarken öte yandan Türkiye’nin geleneksel ortaklarıyla arasının bozulmasına sebep olacak davranışları Türkiye’nin ulusal güvenliğine son derece ciddi zararlar verdi.

Aslında bu süreçte temel sorun siyasilerin hayalperest hedefleri ve MİT’i CIA gibi küresel bir servisle kıyaslama yanlışıydı. Fidan’ın ABD, İngiltere ve İsrail istihbarat servislerini ülkelerinin dış politikalarının başarısı için nasıl kullandıkları yönünde bir tez hazırlamasının MİT Müsteşarlığına getirilmesi gerekçelerinden biri olarak öne sürülmesi yanıltıcıdır. Zira Fidan’ın tezinde ileri sürdüğü ana fikir, milli istihbarat, milli güvenlik ve uygulamadaki gerçekliklerle çelişmektedir. Milli istihbarat, bir bütün olarak, koşulsuz ve şartsız ülkenin milli (güvenlik) menfaatlerinin elde edilmesi için yapılır…Dolayısıyla MİT, son yıllarda arkasından sürüklendiği maceracı dış politikanın kıskacından bir an önce çıkarılmalı, objektif şekilde hazırlanmış Türkiye’nin milli güvenlik çıkarlarına hizmet eden bir kurum haline döndürülmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir