INTELTURK

Eğitim ve Danışmanlık Hizmetleri

MİT Yönetiminin Tehlikeli Yolculuğu ve Suriye Krizi: Yakın Geçmişi Hatırlamak*

MİT Yönetiminin Tehlikeli Yolculuğu ve Suriye Krizi: Yakın Geçmişi Hatırlamak*

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte Başkan Obama’nın konuğu olarak Beyaz Saray’da akşam yemeğini yerken, birkaç ay sonra Amerika’nın en itibarlı köşe yazarları tarafından yaylım ateşine tutulacağını herhalde kestirememişti. Milli İstihbarat Teşkilatı tarihinde ilk kez böylesine sert tepkilerle karşı karşıya kalıyordu. Aslında ortada şaşırtıcı bir durum bulunmuyordu. Zira milli istihbarat alanı dışından kurumun başına atanan medyatik müsteşara mesajlar servis metod ve usulleri çerçevesinde değil, medya üzerinden veriliyordu. Bu eleştiriler ise doğrudan ya da dolaylı olarak kaynaklandığı çevrelerin haklı kaygılarına dayanıyordu.

Hakan Fidan’ı Şubat 2012’de KCK davasında ifade vermekten iktidar partisinin MİT kanununda yaptığı gece yarısı değişikliği kurtarmıştı. Fidan, Mavi Marmara faciasını öngörememesi, Suriye tarafından düşürülen Türk keşif uçağının MİT’in dahil olduğu Suriye hava savunma sistemlerini tespit etme görevi üzerine bölgeye sevk edilmesi, Hakkari’de 35 kaçakçının terörist sanılarak öldürülmesi, Suriye’de meşru hükümeti devirmek için yürütülen uluslararası çabalara katılması, bu kapsamda Nusra Cephesi, ÖSO ve diğer dinci grupları desteklemesi, silah, mühimmat, lojistik destek, eğitim, barınma ve tedavi imkanı sağlaması, Mısır’da ve Arap dünyasında Müslüman Kardeşlerin iktidara gelmeleri/kalmaları için yasal görev ve yetkilerinin dışında faaliyetler yürütmesi, yasal siyasi partileri ve partilileri izlemesi, muhalif görüşlere sahip iş adamlarını kara listeye aldırması, yasal olmayan fişlemeler gibi çeşitli konularda yapılan eleştirilerin odağında bulunuyordu.

Ancak bu kez eleştirilerin Atlantik ötesinden hem de istihbarat-güvenlik dünyasında son derece önemli anlamlar içeren çevrelerden geldiği belliydi. Bu tepkilere Türkiye’den çeşitli siyasiler, yazarlar, akademisyenler, eski bürokratlar da katıldı. Kimileri kurumunun gidişatını, Fidan’ı kılavuzluğunu ve siyasete aşırı angaje olmasını eleştirirken, iktidar ve AKP yanlısı çevreler yazıların MİT Müsteşar’ını, dolayısıyla Başbakan’ı yıpratmaya dönük planlı bir çabanın sonucu olarak değerlendirdiler.

Bu yazının amacı Başbakan’ın “sır küpü’ olarak nitelendirdiği Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarı olarak icraatlerini, son zamanlarda yoğunlaşan Atlantik ötesi tepkiler minvalinde analiz ederek, eleştirilerin nedenlerini anlamaya çalışmaktır.

MİT Müsteşarı hakkındaki yayınları ve konuyla ilgili gelişmeleri birkaç grupta toplayabiliriz. Birincisi, tartışmaların kaynağını oluşturan yayınlar; ikincisi, AKP çevrelerinin (buna Başbakan, kabine üyeleri ve hükümet çevresinden gazetecilerin) açıklamaları; üçüncüsü yabancı devletlerin görüşleri; son olarak, alana hakim olan akademisyenler ve/veya içeriden bilgi derleme imkanı olan gazetecilerin yazıları şeklinde sıralanabilir.

The Wall Street Journal ve The Washington Post’ta yayınlanan iddialar

Amerikan yazılı basınında sırasıyla The Wall Street Journal ve Washington Post gazetelerinde son zamanlarda ardarda MİT üst yönetimine konu alan yazılar yayınlanmaya başladı. David Ignatius, Türkiye-İsrail ilişkilerinin 2012 yılı başlarından itibaren, yani Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İranlı yetkililere, Türkiye’de Mossad K/O’ları ile görüşen İranlı ajanların kimliklerini sızdırmasının ardından son derece bozulduğunu ileri sürdü. Yazar, bu durumun, İranla Batılı ülkeler arasında İran’ın nükleer programını sınırlandırma anlaşması konusunda süren müzakerelerin arka planında yaşanan zorlu ve çok yönlü casus savaşlarının olduğunu ortaya koyuyordu.[1] Hatta yazar, İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu’nun, bu olay nedeniyle, Mavi Marmara saldırısı konusunda özür dilemeyi geciktirdiğini vurguladı.

The Wall Street Journal ise MİT’in Suriye muhalefetini silahlandırırken seçici davranmadığını, ABD’nin bundan duyduğu rahatsızlığı birinci ağızdan, yani Başkan Obama tarafından Erdoğan’a ilettiğini haber yapmıştı. Bu sırada Erdoğan’ın yanında ABD’nin rahatsızlığının odağındaki kişi olan MİT Müsteşarı da bulunuyordu. Yazarlara göre Hakan Fidan Ortadoğu dışında pek tanınmamakla birlikte Türkiye’nin çıkarlarını yakın müttefiği ABD’nin çıkarlarından farklı bir yönde ilerleten en önemli aktörlerden biriydi. [2]

Yazarlara göre, Fidan’la çalışan Suriye muhalefetine mensup liderler, MİT’i kendilerine silah sevkiyatı yapan ve sınır boyunca konvoy geçişlerini izin veren bir “trafik polisi” olarak görüyorlardı. Hatta, bazı ılımlı muhalif grup temsilcileri, MİT’in silahları kendilerini bypass ederek Müslüman Kardeşlerle bağlantılı gruplara göndermesinden dolayı sitem ediyorlardı. Suriyeli Kürt liderler ise PKK’yla bağlantılı milislerin gücünün artmasını önlemek amacıyla, Ankara’nın silah ve desteği radikal gruplara ulaştırmış olabileceğini savunuyorlardı.[3]

Yazarlar, Fidan’ın Türkiye’nin İran politikasındaki rolünün de gerek ABD gerekse İsrail tarafından kaygıyla karşılandığını vurguladılar.[4] ABD’li yetkililer, Ankara-Tahran arasında istihbarat paylaşımı konusunda bilgi sahibi olmadıklarını belirtirken, bunun ilişki kurma amacına yönelik olabileceğini ileri sürdüler.

Aslında makalenin, Türk yetkililerin çabucak bulup çıkardığı “Erdoğan’ın ve MİT’in müttefiklerden bağımsız adımlar attığı” yönünde hususları da göz önüne alınca dengeli bir yazı olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Türk yetkilileri asıl rahatsız eden Obama’nı, bacak bacak üzerine atmış yemeğini yerken konuklarına elini tehditkar bir şekilde salladığı karenin başlığın altına eklenmesi olabilir. Maalesef o karenin sol tarafında oturan ve uyarıları dikkatlice dinleyen üç kişi, 2009-2010 yılından beri Türkiye’nin dış ve güvenlik politikalarında son sözü söyleyen Erdoğan, Davutoğlu ve Fidan’dan başkası değildi…

Erdoğan’ın Müsteşarını o kareye sokması bugünkü tartışmaların en büyük sebebi olarak açıklanabilir. Erdoğan, emrinde görev yapan bir bürokratı, devletin güvenlik politikalarının şekillenmesinde böylesine merkezi bir yerde konumlandırırken, MİT’in, Suriye’de rejim karşıtlarını ve uluslararası dinci teröristleri silahlandırdığından haberdar olmaması mümkün değil. Dolayısıyla, Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın son derece isabetli olarak belirttiği üzere, eleştiri okları müsteşarı üzerinden siyasi sorumluluğun asıl sahibi olan Başbakan’a yönelmekteydi.

İktidar Eksenindeki Açıklamalar

Hakan Fidan’ın en yakınındaki kişilerden Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, katıldığı bir televizyon programında, “Türkiye’nin bağımsız, kişilikli bir politika izlemesi İsrail’in oyununa fazla girmemesini gerekçe gösterdi. Amerikalı ve İsrailli yetkililerin Fidan’a güvenmediklerini belirtti.[5] Bir diğer Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ise “Herkes şunu iyi bilmeli ki Türkiye’yi yöneten AKP hükümeti, diktiği Fidan’ı sökmez, söktürmez” derken, Fidan’a yönelik saldırıların adıgeçenin sadakatinden kaynaklandığını, dolayısıyla Başbakan’ın anılanı MİT müsteşarlığına atamasının ne kadar doğru/stratejik bir tercih olduğunu gösterdiğini ifade etti.[6]

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise Hakan Fidan ile ilgili yayınların Bakanlar Kurulu’nda ele alındığını, adıgeçeni TİKA Başkanlığı ve Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı görevinden beri tanıdıklarını, görevi süresince hem Teşkilatın güvenini kazandığını, hem de Türkiye’nin çıkarları için faydalı çalışmalar yaptığını, bugüne kadar yürüttüğü çalışmalarda hükümetin siyasi desteğini aldığını, istihbarat ve sorunların çözülmesi anlamında ülkenin çıkarlarını sağladığını açıkladı.[7]

AKP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş ise konuyu daha eskilere taşıyarak, Fidan hakkında soruşturma açılması ve ifadesine başvurulması ile ilgili tartışmalara kadar götürdü. Kurtulmuş, “Dünyada siyaseti okumasını bilenler makaleleri sadece sıradan bir gazete yazarının yazdığı makale şeklinde görmüyoruz. Siyasi çevrelerin, güç odaklarına vermek istedikleri mesajların gazetelerdeki haberlerin aralarında veya makalelerle birlikte vermeye çalıştıklarını görüyoruz” diyerek aslında iktidar partisinin endişelerinin boyutlarını ortaya koydu.[8]

Başbakan Erdoğan grup toplantısında, “MİT Müsteşarımızla içeriden, dışarıdan uğraşanlar var. Memnun olduğumuz bürokratımıza, teknokratımıza kusura bakmasınlar sonuna kadar sahip çıkarız. Onun icazetini de birilerinden almayız” diyerek desteğini verdi.[9] Başbakan Erdoğan Kosova seyahati öncesi 23 Ekim’de yaptığı basın toplantısında ise “Hakan Fidan’ın yol arkadaşları olduğunu ve kendisini yedirmeyeceklerini” belirtti.[10]

Başbakan’ın siyasi başdanışmanı ve Ankara milletvekili Yalçın Akdoğan ise bir makalesinde; Hakan Fidan’a yönelik saldırıların asıl hedefinin Başbakan Erdoğan olduğunu, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’nın önünün kesilmeye çalışıldığını, böylece Erdoğan’ın kurduğu düzenin bozulmasının hedeflendiğini belirterek buzdağının altına işaret etti.[11]

Aslında Erdoğan’ın “yolsuzluk dosyaları” bir tarafa bırakılınca, en büyük handikapının “sır küpüm” diye nitelendirdiği MİT Müsteşarı olduğu çok açık. Hakan Fidan, Başbakan’ın PKK, Öcalan, Kandil, Avrupa ayaklarıyla Erdoğan arasında müzakereleri sürdüren kişi. Ayrıca özellikle Suriye muhalefetinin eğitilmesi, silahlandırılması ve yönetilmesi konusunda da kilit öneme sahip. Bir diğer konu ise Birleşmiş Milletler yaptırımları çerçevesinde haklarında kararlar bulunan uluslararası düzeyde tanınmış şahsiyetleri Erdoğan adına himaye eden, onlarla görüşen temsilci konumunda. Dolayısıyla Başbakan’ın yolsuzluk dosyalarıyla birlikte yumuşak karnını oluşturuyor.

ABD ve İsrail Çevrelerinde Yayınlar

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki, Türkiye ile terörle mücadele dahil bir dizi konuda yakın bir şekilde çalıştıklarını, istihbarat şefi de dahil üst düzey Türk yetkililerle yakın temas halinde olduklarını belirtti. Psaki, ülkesinin Türkiye ve İsrail ilişkilerinin normalleşmesi amacıyla her iki tarafa da bası yapmayı sürdürdüklerini açıkladı.[12] Ertesi hafta, aynı sorular ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Marie Harf’e de soruldu. Harf, haberin kaynağı konusunda bilgi sahibi olmadığını, İsrail ve Türkiye’nin ABD’nin yakın dostu ve müttefiği olduklarını [13] belirterek soruları diplomatik bir üslupla geçiştirdi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Yigal Palmor, konuyla ilgili oldukça net bir açıklama yaptı. Sözcü, David Ignatius’un MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile ilgili iddialarının İsrail kaynaklı olmadığını belirtirken, daha da ileri giderek bu iddiaların kesinlikle İsrail’in çıkarlarına hizmet etmediğini vurguladı. Sözcünün bir diğer değerlendirmesi de Türkiye ve İsrail’deki algı farklılığını ortaya koyuyordu. Palmor, Türk medyası iddiaları Hakan Fidan’ın hedef alınması şeklinde yansıtılırken, İsrail’de ise İsrail’in hedef alınması ve itibarsızlaştırılması şeklinde vurgulandığını açıkladı.[14]

Palmor’un açıkladığı bir diğer konu, bu iddiaların iki ülke arasındaki yakınlaşmayı zorlaştırmayı hedefleyen çevrelerden kaynaklanabileceği savıydı. Sözcü, David Ignatius’un böylesi bilgilere erişecek kaynakları olan bir gazeteci olmadığını, yazarın Başbakan Erdoğan’dan Davos’taki tartışma sonrası intikam alma duygusuyla hareket etmiş olabileceğinin altını çizdi.[15]

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Amerika basınında çıkan haberlerin “ifade özgürlüğü” kapsamında görülmesini istiyordu. Büyükelçi, “ABD’de sahip olduklarımız açısından en değerlisi demokrasi, ifade özgürlüğü, sizin ülkenizde de ABD hakkında, benim ya da ABD Dışişleri Bakanı Kerry hakkında olumsuz haberler çıkıyor” ifadesini kullandı. Ricciardone, bunun demokrasinin gücü ve güzelliği olduğunu vurgularken, Amerika’nın ne düşündüğünü öğrenmek isterseniz, isimsiz kaynaklara değil resmi kaynaklara başvurulmasını istiyordu.[16]

Asıl ilginç olan Ricciardone’nin MİT Müsteşarı’nı adeta CIA ya da NSA Başkanı gibi görmesi ya da Hakan Fidan’a Başbakan Erdoğan’ın gözünden bakmasıydı: “Kişisel olarak şunu söylemek isterim: Hakan Fidan sadık, yetenekli, yeterli ve kararlı bir üst düzey Türk bürokratı. Onunla çalışmak benim için ayrıcalık ve keyif” [17] Böyle zorlu bir zamanda Hakan Fidan’ın Amerikan Büyükelçisinin övgüsünü alması kendisini biraz olsun rahatlatmıştır herhalde. Bu yazıyla ilgili olmasa da Büyükelçi’nin Fidan’a desteği karşılığında ne istediği aynı etkinlikte dile getirdiği sözlerinden apaçık ortaya çıkıyordu: “Çin füzelerinden uzak durun!”

CIA’in Türkiye Uzmanı Henri J. Barkey, Türk hükümetinin gezi parkı protestoları sırasında takındığı tavrın ve kullandığı söylemin Washington’da ciddi bir rahatsızlık yarattığını savundu. BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Barkey’e göre, bu güvensizlik Hakan Fidan’dan ziyade bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik.[18] Barkey, Hakan Fidan’ın ABD’de CIA, FBI ve NSA gibi üç farklı istihbarat/güvenlik kuruluşunun birleşimi gibi bir teşkilatın başında bulunduğunu, bunların dışında Erdoğan’a dış politikada danışmanlık yapmış, ayrıca tarihi Kürt barış görüşmelerinde görev alan bir müzakereci olduğunu, ayrıca Başkan Obama ile “kırmızı odada” yemek yiyen misafir heyetin üç üyesinden biri olduğuna işaret ederek gelişmelerin[19] bu çerçevede değerlendirilmesine işaret ediyor.

Kuşkusuz, Barkey’in sözlerinde haklılık payı var. Ancak Türkiye’de geçmişte ordunun oynadığı role bir süreliğine polis teşkilatı soyunmuş, bu rol son olarak MİT’e geçmişti. Bunda Başbakan’ın KCK davası nedeniyle Hakan Fidan hakkında soruşturma açılması ve Başbakan’ın çevresinde “böcek” bulunması üzerine Fidan’a büyük destek vermesi etkili olmuştu. Bilindiği üzere Başbakan tüm korumalarını değiştirmişti. Başbakan’ın bu güvensizliği aslında neden mümkün olduğunca az kişiye güvenmesi gerektiğini açıklıyor. Öte yandan, Barkey’in MİT’i NSA ile bir tutması aşırı iyimser bir yaklaşım olarak görülebilir. NSA, küresel düzeyde bilişim ve haberleşmeye nüfuz edebilen bir kuruluş iken, MİT, yine ABD’lilerin Soğuk Savaş döneminde kurduğu sistemlerle sadece çevre ülkelere yönelik dinleme-kestirme imkanına sahipti. GES Komutanlığı’nın MİT bünyesine katılması bu imkanları coğrafi alandan ziyade nitelik olarak geliştirmiş olabilir.

Türk Medyası ve Güçlü Kaynakları olan gazeteciler…

Hürriyet Daily News Genel Yayın Yönetmeni Murat Yetkin, Radikal gazetesindeki köşesinde önemli değerlendirmelere yer verdi. Yazar, bir istihbarat kaynağının Fidan’a yönelik kampanyada İsrail kaynaklı bir çaba olarak ele alındığını vurgularken, Ankara’nın faili tespit ederken 9 Ekim’de Wall Street Journal’de yayınlanan bir başka makalede, Fidan’ın izlediği başına buyruk Suriye politikasının, ülkedeki radikal İslamcı grupların kontrol dışı büyümesine yol açtığı ve Batı çıkarlarını tehlikeye attığı öne sürülüyordu.[20]
Yetkin, tıpkı Başbakan’ın Siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan gibi, arkasında kim olursa olsun MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a yönelik yayınların doğrudan Erdoğan’ın dış politikasını hedef aldığının iyice ortaya çıktığını ileri sürdü.[21]

Beğenelim ya da beğenmeyelim, bir dönem MİT hakkındaki en doğru bilgileri Taraf gazetesi yazarları yazıyordu. Bir kısmı belgeleri içeren (mahkeme tutanakları, ifadeler vs.) bu haberlerde MİT içindeki idari soruşturmalardan, hiyerarşik atamalara kadar yayınlanan haberler, başta devletimiz olmak üzere hepimizin mahremiyetini korumakla görevli olan MİT’in kendi kendisini koruyamadığının bir göstergesi. Zaten Hakan Fidan’ın hazır bulunduğu Oslo görüşmelerinin sızması, kurumun bu anlamda büyük bir zafiyet içerisinde olduğunun göstergesiydi.

Konu birçok TV programında da tartışıldı. CNN Turk’te 25 Ekim gecesi yayınlanan “Ne Oluyor?” isimli programda etraflıca ele alındı. 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Ümit Özdağ Amerikan basınındaki yaylım ateşini Türkiye’nin Suriye politikasıyla ilişkilendirirken, istihbarat işinin istihbaratçılar tarafından yapılması gerektiğinin altını çizdi.[22] Prof.Dr.Özdağ, The Wall Street Journal ve The Washington Post’ta ileri sürülen hususların aşağı yukarı bilinen ve söylenen şeyler olduğunu, ancak bu kez iki önemli gazetede yer verilince etki yaptığını belirtti. Prof.Özdağ’a göre İsrail ile ilgili bilgilerin İran’a sızdırıldığı daha önce medyada yer almıştı. Yeni olan ise “İsrail’e hizmet eden on İranlı ajanın Fidan tarafından İran’a verildiği” hususuydu.[23]

Prof. Dr. Özdağ, konunun zamanlamasına dikkat çekerken, MİT’in belirli çevreleri son derece rahatsız eden bir operasyon yapmış olabileceğini, ancak tepkileri detayı bilinmeyen böylesi operasyonlar üzerinden analizin sağlıklı sonuç vermeyeceğini vurguladı.[24] Prof. Özdağ, ABD Dışişleri ve İstihbarat servislerinin, Çin’den alınacak füze sistemleri dışında, Türkiye konusunda en büyük rahatsızlığının, Ankara’nın Suriye’de El-Kaide unsurlarını desteklenmesi olduğunu vurguladı. Türkiye ideolojik ve pragmatik nedenlerle El-Kaideci unsurları desteklerken, sözkonusu unsurların Suriye’de özerk bir alan oluşturmaları bu çevrelerde rahatsızlık yaratıyordu.[25] Dr.Özdağ, MİT’in Suriye konusunda yeni bir yapılanmaya gittiğini de belirtirken, Teşkilata yönelik tepkilerin çok da havada kalmadığını ima ediyordu.

Programa katılan Emre Uslu ise, MİT’in hala gazetecileri, telefonları takip ettiğini, MHP ve CHP’li işadamlarını dinlediğini, dolayısıyla Türkiye’de istihbarat teşkilatının vatandaşı gazeteci ve siyasetçiyi başıboş bırakmayacağını ileri sürdü. Uslu, bir MİT personelinin Türkiye’ye sığınan Özgür Suriye Ordusu’nun bir komutanını (Yarbay Harmuşi) 100 bin dolara Esad’a sattığını belirtti. Uslu, MİT’in bu suçu işleyen personeline sahip çıkmaması gerektiğini bildirdi.[26]

Aslında, Uslu’nun gözden kaçırdığı iki şey vardı. Birincisi Yarbay Harmuşi’yi Esad rejimine teslim ettiği gerekçesiyle yargılanarak hapis cezasına çarptırılan MİT mensubu Ö.S.nin Suriye kökenli bir Arap Alevisi olduğu söylentisi istihbarat çevrelerinde dolaşıyordu. Dolayısıyla, iddialar doğru ise, Türk vatandaşı olup MİT’te çalışsa da, bu kişi aslında anavatanının (Suriye) çıkarlarına uygun davranmıştı. MİT’in, Esad’a karşı uluslararası teröristlerle işbirliğini Türkiye’nin ulusal çıkarlarına dayandırdığı bir süreçte, Suriye kökenli bir MİT mensubunun anavatanının çıkarlarına hizmet etmesi, bu alanda uzman kişiler için asla şaşırtıcı değildir. Kuşkusuz bu değerlendirme, istihbarat çevrelerinden sızan bilgi ve yorumlara dayanmaktadır.

Bu arada Dr.Uslu, Jerusalem Post’a yazan İsrailli istihbarat analisti Yossi Melman’ın yazısına dikkat çekiyor. Melman’a göre İran Nisan 2012’de İran’ın nükleer silah programını yürüten İranlı nükleer uzmanlarını öldüren 15 MOSSAD ajanının deşifre ettiğini duyurmuştu. Melman MİT’in kimliklerini İran istihbaratına verdiği MOSSAD ajanlarının çok kritik bir alanda faaliyet gösteren o MOSSAD ajanları olduğunu ima ediyor. Bu durumda MİT, İran’ın nükleer silahlanma çabalarına karşı faaliyet yürüten MOSSAD ajanlarını deşifre ederek, İran’ın nükleer silah yapmasının önündeki “MOSSAD tehdidini” ortadan kaldırmış oluyordu.[27] Dr.Uslu, Türkiye’nin bu tutumunu destekleyecek bir diğer gelişmeye de dikkat çekiyordu. Buna göre, Hüseyin Tanideh adlı İran ajanı nükleer kaçakçılıktan aranırken Türkiye’de yakalanmış Almanya’nın iade istemesine rağmen Hakan Fidan’ın devreye girmesiyle iade işlemleri durdurmuştu.[28]

Öte yandan bu talihsiz olay, MİT’in, Türkiye’de sürekli oynanan eğitim sistemi nedeniyle bir türlü yetiştirilemeyen nitelikli “dil bilir personel” ihtiyacını ağırlıklı olarak yurtdışı kaynaklardan karşılama geleneğinin de sorgulanmasını gündeme getirecektir. Zira, komşu ülkelerden ya da uzaklardan gelen sığınmacılar, mülteciler, göçmenler ve soydaşlar MİT’in tercüman-mütercim kadrosunun önemli kaynaklarından birini teşkil etmekteydi. Bu nitelikteki adayların güvenlik soruşturmaları her zaman istenilen yeterlilikte olamayabiliyordu.

Yine Taraf gazetesinden Mehmet Baransu, aralarında Yarbay Harmuşi’yi Suriye makamlarına teslim eden personelin de yer aldığı 12 kişi hakkında Savcılık makamının soruşturma açtığı ve bu kapsamda Başbakanlık’tan izin istediğini, ancak Hakan Fidan’ın isteği doğrultusunda bir kişi hariç diğerlerine izin çıkmadığını ileri sürdü.[29]

Prof. Özdağ’ın programda vurguladığı üzere, istisnai bir atama şekli olan diğer kurum ve kuruluşlardan MİT’e atama yapılması uygulaması Fidan’ın kendisi de dahil olmak üzere üst ve ara kademede pek çok personel için kaldırılmış, kurum partili ve cemaat bağlantılı (Hizmet dışında) memurlar için istihdam sağlamış, hemen hemen her kademede ehliyetsiz ellere emanet edilmişti. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde MİT’in özellikle ithal personel vasıtasıyla içine düştüğü zafiyetin, bu tür medyatik haberlerle gizlenmeye çalışıldığı, bir ordunun, güvenlik teşkilatının ya da istihbarat servisinin, ülkesinin milli gücünün ya da bu gücü tek tek meydana getiren unsurların ötesinde bir yer edinmesinin asla mümkün olamayacağıdır. Öte yandan MİT’e karşı yabancı istihbarat servisleri nezdinde bir güvensizlik oluşması kaçınılmazdı.

Türkiye’nin Suriye Savaşı’ndaki Rolü

Türkiye’nin sivil-asker bürokratik kadroları 1990’lı yıllarda, Irak’ın geleceğinin Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırı bir yönde ilerlemesinin nasıl önlenebileceğinin hesabını yapıyordu. Türkiye’de devletin stratejik bilgi birikimi gerek teorik gerekse pratik olarak son derece zengindir. Özal’ın Körfez Savaşı’nda “bir koyup üç almak” hayalinin uçukluğu dönemin Genelkurmay Başkanı’nın ısrarlı tutumu, bu amaçla emekliliği göze alması ve müteakip gelişmelerle ortaya çıkmıştı.

Ahmet Davutoğlu’nun “iddialı” dış politikası, Özal döneminden ders alınmadığını bir kez daha teyit etti. Modern Türkiye’nin Atatürk’ün “yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü rehber edinen ihtiyatlı ve barışçıl dış politikasına, sırf kurucu irade ve sivil-asker bürokrasinin katkısı nedeniyle uzak duran bir yaklaşım mevcut. Maalesef Davutoğlu’nun temsil ettiği bu yaklaşım Suriye konusunda Türkiye’yi giderek bir uçuruma sürüklüyordu. İşte MİT Müsteşarı da tam bu noktada faaliyetleriyle bölgesel ve küresel güçlerin tepkisini çekiyordu.

Suriye muhalefetinin önde gelen isimleri Türkiye’nin desteği olmazsa başarı sağlayamayacaklarını ileri sürmüşlerdi.[30] Türk yetkililer ise bu sözleri düstur belledi. Özellikle 1 Mayıs 2009’dan itibaren Türkiye’nin dış, güvenlik ve istihbarat paradigmaları köklü değişiklikleri tecrübe etmeye başladı. Türkiye, Suriye’deki kriz sırasında yine ikircikli davrandı. Önce Esat’la tüm dünyayı imrendirecek düzeyde yakın ilişkiler geliştirildi. Ardından, tıpkı Kaddafi’ye karşı olduğu gibi bir gecede Esat’a sırtını döndü. Davutoğlu birkaç kez Şam’a giderek Esat’ı devlet başkanlığından ayrılmaya zorladı. Davutoğlu’nun herhangi bir partinin değil, Gezi Parkı Olayları’nı dış güçlerin müdahalesi olarak görüp, toplumun belirli bir kesiminin her ne kadar şiddet boyutuna ulaşsa da, protesto ve gösteri hakkını yasaklayan, demokrasiyi sadece sandığa indirgeyen hükümetin bir bakanı olması ise ayrıca şaşırtıcıydı. Hem dış müdahaleye karşı tepki göstermek hem de başta komşuları olmak üzere diğer ülkelerin iç işlerine karışarak yöneticilerinin iktidarı uluslararası teröristlere devretmesini istemek Türkiye’ye has bir tavır olsa gerek.

Davutoğlu’nun dış politikada kaptanlığa geçmesiyle birçok kurum gibi MİT’in yönetimi de değiştirildi. Bu politikaya en güçlü desteği verecek kapasiteye sahip olan kurum kuşkusuz MİT idi. MİT’in yeni yönetimi Suriye krizinin hangi yönde seyredeceğini önceden kestirmişti. Suriye’ye sınır bölgeye Irak konusunda deneyim kazanmış personel görevlendirildi. Karargah’ta da Suriye masası müstakil bir birim haline getirildi. MİT, CIA’nin desteğiyle, Suriye’de savaşan gruplara silah, lojistik, finansman, eğitim ve barınma imkanı sağladı. Bu süreçte MİT’in bütçesi iki kat[31], Başbakanlığın örtülü ödeneği ise Cumhuriyet tarihinin rekoruna ulaştı.[32]

Şam’ın doğusunda Guta banliyösüne 21 Ağustos 2013 tarihinde yapılan kimyasal silah saldırısı sonucunda 1369 kişi öldü. Bu insanlık dışı saldırıda ölen çocukların görüntüleri sürekli medyaya yansıtılarak kamuoyu oluşturulmaya başlandı. Fransa, saldırıyı Suriye rejimiyle ilişkilendirdi. Fransız Servisi, raporunu açık kaynaklardan aldığı bilgilerle hazırlarken, tamamlayıcı bilgileri ise yakın işbirliği yaptığı servislerden aldığını vurguladı. Fransız Servisi video görüntüleri ve hastanelerden elde ettiği bilgilere atıfla kimyasal silah kullanıldığına ikna olmuştu. Ancak asıl önemlisi, bu silahların kim tarafından kullanıldığının ispatlanmasıydı. İşte bu noktada Fransız Servisi işbirliği yaptığı diğer servislere işaret etti. Muhtelif kaynaklar, Suriyeli yetkililerin görüşmelerinin İsrail tarafından servis edildiğini vurguluyor.

Fransız İstihbarat Servisi, Suriye’deki kimyasal silah kullanılması konulu raporun son bölümünde, muhalefetin miktar ve ölçek olarak böylesine bir kimyasal silah saldırısını gerçekleştirecek kapasiteye sahip olmadığını değerlendiriyordu. Servis, muhalefet içerisinde yer alan hiçbir grubun halihazırda bu ölçekte kimyasal silahı depolama ve kullanma imkanı bulunmadığını, böylesi deneyime ve teknik bilgiye sahibi olmadıklarını vurgulayarak, kuşkuları Şam’a yöneltiyordu .

Bazı Batılı kaynakların eski bir Mossad mensubuna dayandırdığı haberlere göre; İsrail Ordusuna ait elektronik keşif/izleme birimi, Suriyeli yetkililerin kimyasal silah kullandıklarına yönünde yaptıkları konuşmaları tespit ederek ABD’lilere bildirmiş. İsrailli yetkililer Ağustos ayı sonunda Washington’a giderek söz konusu bilgileri ve Suriye ile ilgili son gelişmeleri Amerikalı muhataplarıyla paylaşmışlar.

Bir Türk gazetesinde, kaynak gösterilmeksizin “Alman istihbaratı’nın telefon dinlemesine takılan Hizbullah yetkilisinin, zehirli gaz emriyle Esad’ın hata yaptığını söylediği” haberine yer verildi. Ancak bu tür haberler bizzat Alman Dış İstihbarat Servisi (BND)’nden alınsa bile, diğer kaynaklardan teyid edilmeksizin, doğruluğu konusunda emin olmamak gerekir. Kaldı ki Almanya, tıpkı Fransa gibi, ABD’nin Suriye’ye askeri harekat yapmasını destekleyen bir ülkeler arasında bulunuyor.

Rusya’nın 19 Mart’ta düzenlenen ve 20’nin üzerinde kişinin öldüğü saldırıya ilgili raporunda, gerek silahların içeriği gerekse fırlatma araçları incelendiğinde bunların Suriye ordusunun değil ülkenin kuzeyinde Beşeyr el Nasır Tugayı’nın ürettiği roket güdümlü kılavuzsuz füzelerin tipine ve parametrelerine uyduğu belirtiliyor. [33] Suriye Enformasyon Bakanı Ümran Zaabi ise açıklamasında, silahlı teröristlerin Türkiye, Arabistan ve Batı’nın desteği ile Suriye’de kimyasal silahla saldırı gerçekleştirdiğini iddia etmişti.[34]

Yukarıdaki vahim iddiaları destekleyen bir olay Türk kamuoyunun dikkatlerine sunuldu. Suriyeli Bakan’ın iddialarını destekler şekilde, Mayıs ayı içinde Adana’da El Kaide bağlantılı El Nusra mensuplarının 2 kg öldürücü sarin gazıyla yakalandığı haberleri dikkatli gözlerden kaçamamıştı.[35]

Türkiye-İsrail İlişkileri Gerçekten Kötü mü?

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, katıldığı bir TV programında, Wall Street Journal’de yayınlanan MİT yorumuna ilişkin, Türkiye’nin daha kişilikli, daha bağımsız politika izlemesinin belirli çevreleri rahatsız ettiğini, İsrail istihbaratı ile işbirliği yapılmadığı ya da irtibatın sürdürülmediği durumlarda Türkiye’nin lekelenmeye çalıştığını ileri sürdü.[36]

Başbakan Yardımcısı’nın sorunu Türkiye-İsrail ilişkilerindeki çalkantılara indirgemesi iki ülke arasındaki ilişkilerin “yaylım ateşi”nin başlatıldığı dönemin sorgulanmasını gerekiyor. Öncelikle, İsrail Başbakan’ı Benyamin Netanyahu’nun uzun süre direndikten sonra Başkan Obama’nın telkiniyle ve hazır bulunduğu bir ortamda, Başbakan Erdoğan’ı arayarak “Mavi Marmara saldırısı nedeniyle özür dilediğini” unutmamak gerekir.

Başbakan Erdoğan ve MİT Müsteşarı’nın Mayıs ayında Beyaz Saray’da Başkan Obama’ya Suriye’nin kimyasal silah kullandığı yönündeki bilgi ve belgeleri takdim etmelerinden kısa bir süre sonra da Mossad’a yakınlığıyla bilinen Debka sitesi, Türkiye-İsrail arasındaki istihbarat ilişkilerinin yeniden kurulduğuna işaret ederek, iki servis arasındaki görüşmelerde Suriye ile ilgili istihbarat paylaşımında mutabık kalındığını, MOSSAD Başkanı Tamir Pardo’nun bir süre sonra MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile bir araya geleceğini duyurmuştu. [37] Nitekim Pardo, Haziran ayı başlarında Türkiye’ye gelerek genç muhatabıyla Suriye, İran ve Gezi Parkı Olayları konusunda fikir alışverişinde bulundu.[38] İktidara yakın bir gazete, İsrail hükümetinin Türk tarafının istediği miktarda tazminat ödemeyi kabul ettiğini, ancak uluslararası alanda emsal teşkil etmemesi için “tazminat” adı dışında başka bir formül arayışında olduğunu ortaya koydu.[39] Demek ki Ankara ile Tel Aviv arasındaki ilişkiler gayet düzgün ilerliyor.

Hükümetin “sermaye” konusundaki genel tavrı ve “Yahudi sermayesi”nin küresel gücü birlikte değerlendirildiğinde, yine çeşitli Musevi girişimcilerin AKP iktidarı döneminde Türkiye’deki kimi özelleştirmelerden yararlandığı, ülkede değişik alanlarda yatırıma giriştiği, güneydoğuda şirketler üzerinden hektarlarca toprak satın aldığı, kısaca Yahudi sermayesine ve siyasi destekçisi Tel Aviv’e son yıllarda ayrıcalıklı ortak statüsü verildiği dikkate alındığında, İsrail ile ilişkilerin kötü gösterilmesinin muhafazakar seçmene dönük bir propaganda faaliyeti olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Sonuç

Türkiye iki konuda hata yapıyor. Birincisi dış politikasında ihtiyatı elden bırakırken, milli gücüyle kaldıramayacağı yüklerin altına giriyor. MİT’in ve Başbakanlık örtülü ödeneğinin böylesine artması başka nasıl açıklanabilir? İkincisi ise MİT, CIA ve MOSSAD ile işbirliği yaparken, kendisini bu servislerle aynı kapasitede görüyor. Dünyanın en büyük ekonomisine sahip ülkesi ile en güvensiz ülkesinin servisleriyle bilek güreşi iddiası iç siyasete dönük söylemden öteye geçmez.
Türk dış ve güvenlik politikalarında karşılaşılan sorunlara, söz konusu alanların birkaç kişi tarafından şekillendirilmesi ve istihbarat yönetiminin dışarıdan gelen kadrolara emanet edilmesi yol açıyor.

MİT Müsteşarına yönelik tepkileri Fidan’ın Suriye konusunda Batı’dan bağımsız hareket ettiği iddiasına indirgemek yanıltıcı olacaktır. Tersine, Fidan’ın, Davutoğlu’nun siyasal İslamcı ve yeni Osmanlıcı politikalarını yayma hayalinin, emperyalist ve Siyonist projelerle buluştuğu noktada, İslam dünyasında ve özelinde Suriye’deki rejim değişikliklerine dönük uluslararası çabalara paralel olarak MİT’in başına geçirildiği gözden kaçırılmamalıdır.

Fidan’ın istihbaratın dış politikaya katkısını araştırdığı yüksek lisans tezine ilişkin uzmanların savunduğu şu konu dikkate değer: Sayın Fidan ABD, İngiliz ve İsrail’in (yabancı dil bilgisine paralel olarak) dış politika-istihbarat ilişkilerini incelediği tezinde, CIA, MI-6 ve Mossad’ın yurtdışı operasyonlarından, CIA ve MI-6’in hasım rejimleri devirme, CIA’ın yasadışı silah ticareti, Mossad’ın terör gruplarını eğitmesi gibi uygulamalarından oldukça etkilenmiş. Bu alanda okuduklarını Suriye konusunda pratiğe dökme fırsatı yakalamış.

Sonuç olarak, Silahlı Kuvvetler, Emniyet ve Jandarma Teşkilatı gibi ülkemizin en önemli kurumlarından olan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yeniden kariyer istihbaratçılar tarafından yönetilmesi, geçmişte son derece istisnai bir atama yöntemi olan ancak Fidan’la birlikte rutin haline getirilen dışarıdan atamaya son verilmesi gerekir.
../.

(*)Bu makale, tartışmaların yaşandığı günlerde kaleme alınarak www.academia.edu’da yayınlanan “MİT Yönetimi’nin Tehlikeli Yolculuğu ve Suriye Krizi” başlıklı gözden geçirilmiş halini içermektedir.
[1]David Ignatius, Turkey blows Israel’s cover for Iranian spy ring, http://www.washingtonpost.com/opinions/david-ignatius-turkey-blows-israels-cover-for-iranian-spy-ring/2013/10/16/7d9c1eb2-3686-11e3-be86-6aeaa439845b_story.html?tid=auto_complete)
[2] Adam Entous and Joe Parkinson, Turkey’s Spymaster Plots Own Course on Syria, http://online.wsj.com/news/articles/SB10001424052702303643304579107373585228330
[3] Ibid
[4] Ibid
[5] Beşir Atalay’dan Hakan Fidan açıklaması:Rahatsızlar,
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/besir-atalaydan-hakan-fidan-aciklamasi-rahatsizlar-haberi-81001
[6] Bozdağ’dan flaş Hakan Fidan açıklaması, http://www.aksam.com.tr/siyaset/bozdagdan-flas-hakan-fidan-aciklamasi/haber-253997
[7] http://www.haberler.com/bulent-arinc-mit-mustesari-fidan-5200621-haberi/
[8] Kurtulmuş:Kimse hükümete ayar çekmesin, http://www.ntvmsnbc.com/id/25474180/#storyContinued
[9] Başbakan’dan ‘Hakan Fidan’ açıklaması, http://www.trthaber.com/haber/gundem/basbakandan-hakan-fidan-aciklamasi-105365.html
[10] Erdoğan kalkan oldu, http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/erdogan-kalkan-oldu-h16807.html
[11] Yalçın Akdoğan, “Bir oy bütün oyunu bozar”, https://www.facebook.com/SonDakikaMansetleri/posts/615373011839470
[12] Beyaz Saray’dan Hakan Fidan açıklaması, http://www.on5yirmi5.com/haber/guncel/olaylar/138157/beyaz-saraydan-hakan-fidan-aciklamasi.html
[13] Beyaz Saray’dan Hakan Fidan ,açıklaması, http://www.minute15.com/beyaz-saraydan-hakan-fidan-aciklamasi_136200.html
[14] İsrail’den Hakan Fidan açıklaması, http://www.mynet.com/haber/dunya/israilden-hakan-fidan-aciklamasi-836389-1
[15] İsrail’den Hakan Fidan açıklaması, http://www.mynet.com/haber/dunya/israilden-hakan-fidan-aciklamasi-836389-1
[16] ABDElçisi Ricciardone:Fidan’la çalışmak ayrıcalık, Çin füzesi için endişemiz büyük, http://www.radikal.com.tr/turkiye/abd_elcisi_ricciardone_fidanla_calismak_ayricalik_cin_fuzesi_icin_endisemiz_buyuk-1157083
[17] Ibid
[18] CIA Türkiye uzmanı yanıtladı.Hakan Fidan ABD’de Nasıl Görülüyor, http://www.odatv.com/n.php?n=hakan-fidan-abdde-nasil-goruluyor–2510131200
[19] Ibid
[20] http://www.hurriyet.com.tr/planet/24941641.asp
[21] Ibid.
[22] Şirin Payzın “Ne Oluyor?”, http://tv.cnnturk.com/video/2013/10/28/programlar/ne-oluyor/turkiyenin-icinde-oynanan-istihbarat-oyunlari-ve-suriyenin-istihbarat-cepheleri-ne-oluyor-25-10-2013/2013-10-25T2130/index.html
[23] Ibid.
[24] Ibid.
[25] Ibid.
[26] Ibid.
[27] Emre Uslu, MİT haberleri neden sızdı, ne olur, http://www.taraf.com.tr/emre-uslu-2/makale-mit-haberleri-neden-sizdi-ne-olur.htm
[28] http://www.taraf.com.tr/haber/almanya-ile-casus-krizi.htm
[29] http://istihbaratsahasi.wordpress.com/2013/10/09/istihbarat-mehmet-baransudan-inanilmaz-mit-iddialari/
[30] Suriyeli muhalif lider.Türkiye destek vermezse devrim başarılı olamaz, http://www.haberaktuel.com/suriyeli-muhalif-lider-turkiye-destek-vermezse-devrim-basarili-olmaz-haberi-494875.html
[31] MİT’in Bütçesi 5 yılda ‘2’ye katlandı, http://haberciniz.biz/mitin-butcesi-5-yilda-2ye-katlandi-2344369h.htm
[32] Örtülü ödenek teröristlere mi aktı? http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/25268-ortulu-odenek-teroristlere-mi-akti.html
[33] http://www.hurriyet.com.tr/planet/24649902.asp
[34] http://www.odatv.com/n.php?n=kimyasal-silahlari-turkiye-gonderdi-2808131200
[35] http://www.millibirlikhaber.com/adanadaki-esad-karsitlari-sarin-gazi-ile-yakalandi.html
[36]http://siyaset.milliyet.com.tr/-fidan-a-karsi-israil-oyunu-/siyaset/detay/1777036/default.htm?ref=OtherNews)
[37] http://www.aydinlikgazetesi.com/mansetler/21220-turkiye-israil-istihbarat-ittifaki.html
[38] http://www.aktifhaber.com/mossad-baskani-turkiyeye-geldi-fidanla-gorustu-803465h.htm
[39] http://www.sabah.com.tr/Dunya/2013/10/09/israil-tazminati-kabul-etti-ancak

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir