Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Varşova Paktı’nın feshinin ardından başta NATO olmak üzere bölgesel savunma örgütleri ve Batılı devletlerin savunma, istihbarat ve güvenlik kuruluşları kendilerini yeni güvenlik ortamına uyumlu hale getirmeye başladılar. Doğudan konsanvisyonel askeri saldırıya ve nükleer ilk vuruş stratejisine karşı Avrupa-Atlantik bölgesini savunma görevini üstlenen NATO konsept ve stratejisinde değişiklikler yaptı. NATO’nun yeni güvenlik ve savunma doktrinleri terör, nükleer malzeme kaçakçılığı, etnik, dini ve mezhep savaşları, insan, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi yeni tehditlerle baş etme yeteneğini geliştirmeyi hedefliyordu. NATO, ulaştırma, haberleşme ve bilişim alanında yaşanan gelişmelerin sayesinde suçların sınır aşan niteliğe kavuşması üzerine bunlarla mücadele için çeşitli işbirliği platformları oluşturdu. “Alan dışı” harekat konseptiyle Balkanlar’daki savaşlara müdahale etti. Doğuya doğru giderek genişledi. Orta ve Doğu Avrupa, Baltık ve Balkan ülkeleri NATO’nun yeni üyesi oldular. NATO üyelerinin silahlı kuvvetleri ve ittifaka tahsis ettiği birlikler ve silahların ışığında bir savunma örgütünden giderek üyelerin polis, istihbarat ve ilgili diğer kurumlarının da işbirliği yaptığı bir platform haline dönüştü.

Soğuk Savaş döneminde Milli İstihbarat Teşkilatı Batılı ülkelerle iki aşamalı olarak işbirliği yapmaktaydı. Birincisi Kontrespiyonaj Ünitesi vasıtasıyla Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyelerinin ülkesine ve müttefiklerine yönelik casusluk faaliyetlerine bizzat veya müttefikleriyle müşterek operasyonlar yaparak karşı koymaktaydı. MİT’in benzer ikinci faaliyeti ise Kontrkomünizm (Komünizmle Mücadele) ünitesi vasıtasıyla ülkedeki her türlü sol parti, dernek, örgüt, sendika, öğrenci platformları ve benzeri gençlik ve kadın örgütlenmelerini kontrol ve denetim altına almaktı. MİT sözkonusu sol yapılanmaların yönetim kademelerinden veya diğer üyeleri arasından devşirdiği veya dışarından plase ettiği ajanlar vasıtasıyla sadece bu örgütler hakkında her türlü bilgiye (yönetim kademeleri, karar süreçleri, finans kaynakları, propaganda faaliyetleri, iç ve dış bağlantıları vs.) erişmekle kalmıyor, aynı zamanda ajanları aracılığıyla bu örgütlere provokatif eylemler yaptırarak ülkede güvenlik ve istikrarın bozulmasına, Batı’ya ve NATO’ya koşulsuz şekilde dayanılmasına, Doğu Bloku ile yakınlaşacak siyasi oluşumların güçlenmesinin ya da iktidara gelmesinin önlenmesine, devletin sol siyaset üzerine demir yumrukla gitmesinin meşrulaştırılmasına sebep oluyordu.

Bu süreçte Silahlı Kuvvetler ve Milli İstihbarat Teşkilatı Türkiye’yi savunma ve güvenlik alanında Batı’ya ilişkili tutan en önemli kurumlar arasındaydı. Milli İstihbarat Teşkilatı, Soğuk Savaş sonrasında yeni güvenlik ortamına uyum sağlamak amacıyla görev ve yapılanma açısından çeşitli yeniliklere tabi tutuldu. Ancak MİT’in yaklaşık 25 yıldır sürdürdüğü değişim ve dönüşüm ile sağlanan yasal destekler,Türkiye’nin milli istihbaratını istenilen düzeye çıkaramadı. Bunun başlıca sebebi ise milli istihbarat nosyonuna sahip bilgili, eğitimli, yetenekli kadroların istihdamı önündeki engeller, atama ve terfilerde liyakatın gözetilmemesi, yönetim kademelerine atamada liderliğe bağlılığın öncelikli kriter olarak gözetilmesi, bir bütün olarak ise milli istihbaratın geliştirilmesi için milli gücün tüm unsurlarından yeterli ölçüde yararlanılamamasıdır.

MİT, Soğuk Savaş döneminin sona erdiği 1990’lı yılların başlarında istihbarata toplama ve analiz birimleri açısından coğrafi temelde bakmaktaydı. İç İstihbarat Başkanlığı bölücü, yıkıcı ve gerici faaliyetleri ile kontrespiyonaj faaliyetlerinin planlanması ve yürütülmesinden sorumluydu. Dış İstihbarat Başkanlığı ise yurtdışından ya da yurtdışına yönelik olarak operasyonel çalışmalar yapılması, haber toplanması ve elde edilen haberlerin ilgili analiz birimlerine intikal ettirilmesinden sorumluydu.

MİT, küresel ve bölgesel güvenlik ortamında meydan gelen değişiklikler üzerine biraz da gecikmeli olarak, uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı başta olmak üzere yeni tehdit unsurlarıyla mücadele amacıyla 1993-1994 yıllarında Özel İstihbarat Dairesini kurdu. Sözkonusu birimin başına da kamuoyunun yakından tanıdığı Mehmet Eymür getirildi. Personeli Silahlı Kuvvetler’den ve MİT kadrolarından atananlar ile ilk kez memuriyete başlayan kişilerden oluşmaktaydı. Bu birim önemli çalışmalar yapmakla birlikte giderek başıbozuk bir seyir izlemeye başladı. Çalışma tarzı, raporlama ve yazışma usulleri Teşkilat’ın geleneksel metod ve yöntemlerinden tamamen farklıydı. Özel İstihbarat Teşkilatı’nın başarılı bir model olarak ortaya çıkmaması ve haber toplama ve analiz birimlerinde farklı bir yapılanma ile daha iyi sonuç alınabileceği ümidiyle 1995 yılında yeni yapılanmaya geçildi.

Bu kapsamda yurt içi ve yurt dışında her konuda haber toplama, değerlendirme ve operasyonel çalışma yapmak üzere Operasyon Başkanlığı kuruldu. Başkanlığına da kısa bir süre sonra Şenkal Atasagun getirildi. Özel İstihbarat Daire Başkanlığı da Operasyon Başkanlığı bünyesine dahil edildi. Bu birimin evraklarını sisteme entegre etmek oldukça uzun bir süre ve emek gerektirdi. Öte yandan İç İstihbarat Başkanlığı, İstihbarat Başkanlığı adını aldı. İstihbarat Başkanlığı Kontrespiyonaj konuları dışında stratejik, bölücü, yıkıcı, gerici tehditle baş edilmesinde istihbarat isteklerinde bulunmakta, dış makamlarla eş güdümü sağlamakta, Operasyon Başkanlığı’ndan gelen bilgileri analiz ederek hazırladığı raporları veya notları ilgili makamlara sunmaktaydı.

Ancak zamanla bu sistemden de istenilen verim alınamadı ya da İstihbarat Başkanlığı haber toplama faaliyetlerinin planlanması ve yönlendirilmesinde daha fazla rol oynamak istedi. 2008 yılında bir kez daha yapısal değişim oldu. Bu değişimin iktidarın beklentileri ve kuruma dışarından atanması muhtemel adayların önünün kesilmesi ya da onlarla eşgüdüm içinde yapılmış olması muhtemeldi.

Bu dönemde Operasyon Başkanlığı bünyesindeki Kontrespiyonaj Başkan Yardımcılığı İstihbarata Karşı Koyma Başkanlığı adını alarak müstakil bir başkanlık haline getirildi Operasyon Başkanlığı Stratejik İstihbarat Başkanlığı adını aldı ve dış istihbaratın hem haber toplama hem de değerlendirme ve analiz görevlerini üstlendi. Psikolojik İstihbarat Başkanlığı lağvedilerek şubeler halinde SİB’e devredildi. Askeri Daire de şubeler halinde SİB’in coğrafi ve tematik (enerji, nükleer konular) dairelerinin bünyesine dahil edildi. İstihbarat Başkanlığı ise yıkıcı, bölücü ve gerici tehditlere yönelik yurtiçinde ve yurtdışında haber toplama, değerlendirme ve analiz faaliyetlerinden sorumlu kılındı.Yani bir kez daha merkez başkanlıkları coğrafi değil konu bazında toplama, analiz ve operasyonel faaliyet görevlerini üstlenmiş oldular. Kuşkusuz bu değişiklikler 2937 sayılı yasaya dayalı olarak hazırlanan ve Başbakan’ın onayı ile yürürlüğe giren yönetmelik değişikliklerini gerektirdi. Diğer idari ve teknik başkanlıkların da en azından isimleri değiştirildi.

Hakan Fidan’ın Nisan 2010’da müsteşar yardımcılığına, Mayıs 2010’da müsteşarlığa getirilmesinden sonra da yapısal değişiklik süreci hız kesmedi. Bu kez 2011 bahar aylarında Stratejik İstihbarat Başkanlığı haber toplama ve analiz faaliyetleri açısından Dış Operasyonlar Başkanlığı ve Stratejik Analiz Başkanlığı adı altında iki başkanlığa ayrıldı. Dış Operasyonlar Başkanlığı yurtdışına yönelik içeriden ve dışarından her türlü haber toplanmasını ve operasyonel çalışma yapılmasını üstlenirken, Stratejik Analiz Başkanlığı ilgili birimlerden ve kurumlardan intikal eden haber ve raporlar ile açık kaynak bilgilerinden istifade ile yabancı ülkelere dönük analiz raporları hazırladılar. Yaklaşık bir yıl Dış Operasyonlar Başkanı’nın vekaleten yönettiği birimin başına Temmuz 2012’de Brüksel Büyükelçisi İsmail Hakkı Musa atandı. Sözkonusu görev öncelikle Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) başkanı Bülent Aras’a teklif edilmiş, ancak adıgeçen Hakan Fidan ile çalışmak istememiştir. SAB, dönemin Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik isimli kitabında hayata geçirmeyi planladığı maceracı dış politikanın MİT bünyesinde vücut bulmuş organıydı. Bunun sahadaki ünitesi ise Dış Operasyonlar Başkanlığı idi.

SAB’ın kuruluşundan itibaren geçen beş yıl içerisinde başarılı olup olamadığı, ne tür başarı elde ettiği elbette Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, Genelkurmay Başkanı’na sunulan rapor ve analizlerden anlaşılacaktır. Büyükelçi Musa’nın özgeçmişinde “kurucusu olduğu” ibaresine yer verdiği SAB, adıgeçenin MİT’te göreve başlamasından bir yıl önce kurulmuş, Musa’nın Müsteşar Yardımcılığına terfisinin ardından yeniden Dış Operasyonlar Başkanlığı bünyesine dahil edilmiştir. SAB’ın “kıdemli analist”, “analist” ve “yardımcı analist” kadrolarına atamada eğitim, donanım ve kariyer yerine hizmet süreleri belirleyici olmuştur. Yani 25 yıllık bir uzman memur kıdemli analist yapılırken, master veya doktora yapmış genç bir memur yardımcı analist kadrosuna atanmıştır.

Anlaşıldığı kadarıyla SAB, haber toplama ve analiz konularında deneme tahtası haline dönüştürülen MİT’e, Dışişleri’nden atanacak Büyükelçiler için sıçrama tahtası işlevini yerine getirdikten sonra yeniden Dış Operasyonlar Başkanlığı’na bağlanmıştır. Bu durum, Milli İstihbarat Teşkilatı’nda bugüne kadar yapılan yapısal değişikliklerin nitelikli personel, mantıklı hedefler ve Türkiye ve dünya gerçekleri ile desteklenmeden işe yaramadığını ortaya koymuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir