Türkiye-Ermenistan İlişkileri’nde Protokoller ve İç Dinamikler

sarkisyan-erdogan-670
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Türk dış politikasının temel konularından biri 1915 Olayları ve Türk-Ermeni Uyuşmazlığı’dır.[1] Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Türkiye’nin sınır komşusu haline geldi. Türkiye, Birlik’ten ayrılan diğer Cumhuriyetler gibi Ermenistan’ın bağımsızlığını da kısa bir sürede tanıdı. Ancak, Ermenistan’ın, Azerbaycan’a ait Dağlık Karabağ (Yukarı Karabağ) bölgesini işgal edip bölgedeki Azerilere etnik temizlik uygulaması üzerine Ankara’nın tavrı değişti. Ankara, Ermenistan ile sınırlarını kapattı, diplomatik ilişkilerini dondurdu.

Konunun, Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri, Ermenistan’ın 1915 Olayları’nı yabancı parlamentolarda “sözde soykırım “olarak tanıtma gayretleri, Ermeni diasporasının lobi faaliyetleri, Türkiye’nin Rusya, ABD ve Fransa gibi diasporanın güçlü olduğu devletlerle ilişkileri, Kafkasya’nın istikrarı, Türkiye’de yaşayan azınlıklar ve Türk diplomatlara yönelik geçmişte gerçekleştirilen suikastler gibi çok çeşitli yönlere, siyasi, diplomatik, hukuki, tarihi ve toplumsal boyutlara sahiptir.

Özellikle Ermenistan’ın 1915 Olaylarını “soykırım” olarak nitelendirerek yabancı parlamentolarda onaylatma stratejisi Türkiye’yi son derece rahatsız etmektedir. Son olarak Almanya Parlamentosu 1915 Olayları’nı soykırım olarak tanıyan yasayı kabul etmiştir.

Türkiye uzun zamandır iki ülke arasında tarihi gerçeklerin aydınlığa kavuşturulması için tarih komisyonları kurulmasını talep etmiştir. Ancak Ermenistan tarafı bu talebe olumlu yaklaşmamıştır. Türkiye tarihi gerçeklerin her yönüyle ortaya çıkarılmasını isterken Ermenistan ısrarla “soykırımı tanıtma” stratejisini sürdürmektedir.

Ermenistan sorunu ve 1915 Olayları ile ilgili tarihi ve hukuki gerçeklerin yanısıra bilinmesi gereken bir çok konu bulunmaktadır. Bunlar;

1)Ermenistan ve Ermeni diasporası arasında görüş farklılıkları,
2)Ermenistan siyasetine çoğunlukla Dağlık Karabağ lobisinin hakim olduğu,
3)ABD, Fransa ve Rusya’daki Ermeni diasporasının bu ülkelerin siyaseti üzerinde etkili olmaları,
4)Rusya’daki Ermenilerin üç farklı kesimi içerdiği (Sovyetler Birliği döneminden kalma eski sakinler, Ermenistan’ın bağımsızlığını müteakiben gelen müteşebbisler ve işçi olarak Rusya’da çalışan işçiler),
5)Rusya’nın Kafkasya’daki siyasetinde Ermenistan’ın önemli bir yer tuttuğu,
6)Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyada kendisine yakın yönetimleri ve liderleri işbaşında tutmak istediği, Ermenistan’ın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği,
7)Ermeni liderlerinin Rusya’da çeşitli miktarlarda yatırımları bulunduğudur.

Türkiye’de Ermenistan konusunda çalışma yapan çeşitli kişi ve kurumlar, üniversiteler, strateji enstitüleri bulunmaktadır. Bunlar içinde Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) son derece başarılı ve istikrarlı çalışmalarıyla öne çıkmaktadır. AVİM tarafından son zamanlarda düzenlenen bir toplantıda konuşan bir emekli büyükelçimiz;

Türk-Ermeni ihtilaflarının tarihi boyutuna ilişkin hala bilinmeyen pekçok husus olduğunu, Türkiye’nin tarihi belgelerin incelenmesi ve diplomatik çabalarına karşın Ermenistan’ın ısrarla konuyu siyasi alana çektiğini, işin hukuki boyutunun riskli olduğunu, zira uluslararası mahkemelerden ne tür kararların çıkabileceğinin önceden kestirilemeyeceğini, vurguladı. Emekli Büyükelçimiz ayrıca 2009 Protokolleri’nin doğru yönde atılan bir adım olduğunu, ancak Ankara’nın üç konuda hata yaptığını;

-Protokollerin müzakere sürecinde Azerbaycan ile danışmaların yetersiz kaldığını,
-Türkiye’nin, Ermenistan’ın işgali altındaki Dağlık Karabağ’ın bazı rayonlarından çekilmesini sağlayamadığı, Erivan’ın sözlü vaadleri ile yetinmek yerine bu sözlü vaadlerin metne dökülmesi gerektiğini,
-Protokol uygulama takviminin gerçekçi olmadığını, kısa süreli ve aceleci bir takvimin süreci zorlaştırdığını, ifade etti.

Türkiye’nin dış politika sorunlarını çözüme kavuşturması için uluslararası alanda güçlü olması gerekmektedir. Uluslararası ilişkilerde “güç” kavramı son derece geniş bir kavram olup, esasen “kontrol” ve “etki” boyutlarıyla anlam ifade edebilmektedir. Uluslararası alanda güçlü olmak demek muhataplarına (devlet, uluslararası kuruluş, şirketler, insan topluluğu vs.) istediğini yaptırma, istemediğini de yaptırmamaktır.

Bunun içinde Türkiye’nin öncelikle terörle mücadelede başarıya ulaşması, yasa dışı yollardan devlete egemen olmaya çalışan iç ve dış mihrakları etkisiz hale getirmesi, toplumsal barışın sağlaması ve Başbakan’ın kişiliğinde yansıtılan kalkınmacı,uzlaşmacı ve müzakereci üslubun yaygınlaştırılması gerekmektedir. Türkiye iç huzuru sağladığı anda başta 1915 Olayları ve Ermeni Sorunu olmak üzere dış politika problemlerinin üstesinden gelebilecektir.
../.

[1] http://www.mfa.gov.tr/1915-olaylari-ve-turk_ermeni-uyusmazligi.tr.mfa

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Yazar Hakkında

Dr. Erhan Canikoğlu
MGK'nın Dış Politika'daki Rolü teziyle yüksek lisans, Rusya'nın Yakın Çevre Politikası teziyle doktora derecesi aldı. Rusya, Yunanistan ve Irak'ta dış görevlerde bulundu. İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma konularında uzman ve yönetici olarak çalıştı.

İlk yorumu siz yapın "Türkiye-Ermenistan İlişkileri’nde Protokoller ve İç Dinamikler"

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.


*