INTELTURK

Eğitim ve Danışmanlık Hizmetleri

Devlet Sırları, Gizli Bilgi ve Belgeler Işığında Casusluk

Devlet Sırları, Gizli Bilgi ve Belgeler Işığında Casusluk

Devlet Sırrı ve devlet sırlarına karşı suçlar, kavramsal, tarihi, hukuki ve nihayetinde ülkemizdeki yasalaşma safahatı açısından çeşitli uzmanlar tarafından incelenmiştir.[1] Konu daha çok hukukçular tarafından ele alındığından çalışmalar ağırlıklı olarak hukuki çerçevenin içerisinde kalmıştır. Devlet sırları, diğer gizli bilgi ve belgeler ve casusluk konusunda yapılan daha geniş kapsamlı değerlendirmeler de akademik bir bakış açısıyla ancak yine hukuki temelde ele alınmıştır.

Örneğin Prof.Dr.Ersan Şen, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk başlıklı çalışmasını;

1)TCK m.326:Devletin güvenliğine ilişkin belgeler,
2)TCK m.327:Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme,
3)TCK m.328:Siyasal veya askeri casusluk,
4)TCK m.329:Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama,
5)TCK m.330:Gizli kalması gereken bilgileri açıklama,

kapsamında incelemiştir.[2]

Devlet Sırrı kavramı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47. Maddesinde yer alan düzenlemede şöyle tarif edilmiştir: “…Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikte bilgiler, Devlet Sırrı sayılır.”

Devlet Sırrı Yasa Taslağı

Devlet Sırrı’na ilişkin özel bir kanun bulunmamaktadır. Devlet Sırrı Kanun Tasarısı Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanarak 7/4/2008 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 22/4/2008 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulmuştur.[3] Kanunlaşmayan tasarı 21/10/2011 tarihlerinde bir kez daha TBMM Başkanlığına gönderilmiştir. Hükümetin “Devlet Sırrı Kanun Taslağını” TBMM’ye gönderdiği tarihler, hangi saiklerle hareket edildiğine kısmen ışık tutmaktadır. Taslak ilk kez ülkede telefon dinlemeleri, genel seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçimleri, kumpas operasyonlarının ilk kıvılcımlarının çakıldığı bir sürecin ardından 22 Nisan 2008’de, ikincisi ise Oslo görüşmelerinin sızdığı 14 Eylül 2011’dan yaklaşık bir ay sonra 21 Ekim 2011 tarihinde TBMM Başkanlığına gönderilmiştir.

Sözkonusu yasa tasarısında madde 3(1)’e göre “Devlet Sırrı; açıklanması veya öğrenilmesi, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle niteliği itibariyla gizli kalması gereken bilgi ve belgeler” dir.

Kanunun tasarısının Devlet sırrı niteliği taşımayan diğer gizli bilgi ve belgeler başlıklı madde 4(1)’de ise “Devlet sırrı niteliği taşımayıp da açıklanması veya öğrenilmesi halinde ülkenin ekonomik çıkarlarına, istihbarata, askeri hizmetlere, idari soruşturmaya ve adli soruşturmaya ve adli soruşturma ve kovuşturmaya zarar verebilecek nitelikteki veya yetkili makamlar tarafından gizlilik derecesi verilmiş bilgi ve belgeler, gizli bilgi ve belge olarak kabul edilir.”[4]

Kanun taslağında İkili veya çok taraflı antlaşmalar başlıklı madde 5(1)’de ise “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin taraf olduğu ikili veya çok taraflı antlaşmaların gizliliğe ilişkin hükümleri saklıdır. Bu antlaşmalara ilişkin gizlilik derecesi verilmiş bilgi ve belgeler, niteliğine göre devlet sırrı olarak veya diğer gizlilik derecesine sahip kabul edilir.”[5]

Kanun taslağına göre bir bilginin devlet sırrı” olup olmadığına “Devlet Sırrı Kurulu” karar vermektedir. Devlet Sırrı Kurulu ve Devlet Sırrı Üst Kurulu başlıklı madde 6’da belirtilmiştir.

Devlet Sırrı Kurulu;
-Başbakanlık Müsteşarı (Kurul Başkanı),
-Adalet Bakanlığı Müsteşarı
-Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı,
-İç İşleri Bakanlığı Müsteşarı,
-Dış İşleri Bakanlığı Müsteşarı’ndan,

Söz konusu kurulun aldığı karara itiraz edilecek Devlet Sırrı Üst Kurulu ise;
-Başbakan (Kurul Başkanı),
-Adalet Bakanı,
-Milli Savunma Bakanı,
-İç İşleri Bakanı,
-Dış İşleri Bakanı’ndan oluşmaktadır.

Öte yandan Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Bakanlar, Milli Güvenlik Kurulu, diğer kamu kurum ve kuruluşları (ilgili bakanlıklar aracılığıyla) kendi görev alanlarına ilişkin bilgi ve belgelerin devlet sırrı olarak belirlenmesini Devlet Sırrı Kuruluna doğrudan teklif edebilir. Cumhurbaşkanlığına ait bilgilerin sınıflandırılması ise bizzat Cumhurbaşkanı tarafından yapılır.

Kuşkusuz “Devlet Sırrı Kanun Taslağı” ile ilgili olarak muhalefet partilerinin, kurumların ve kişilerin eleştirileri olacaktır. Taslağın siyasi mülahazalardan uzak şekilde ele alınması, yapıcı eleştirilere kulak verilmesi, kavramsal belirsizliğin giderilmesi, şahsi suçların “devlet sırrı” zırhı ardına saklanmasının önlenmesi, devletin sırlarının ve gizli kalması gereken bilgilerinin ehliyetsiz ve hasım kişilerin eline geçmemesi amacıyla objektif olarak çalışılması gerekmektedir.

Devlet Sırrı, Diğer Gizli Bilgiler ve Casusluk

Devlet sırrı kavramı “Sır, gizli bilgi ve belge (evrak ya da elektronik ortamda), haberleşme güvenliği, fiziki güvenlik (kişi, bina, tesis, araç-gereç), devletin güvenliği, milli güvenlik, iç ve dış menfaatler (yararlar), kompartımantasyon, yetkisiz erişim, görevi kötüye kullanma ve casusluk” gibi muhtelif kavramların ele alınmasını gerektirmektedir.

Zira ortada korunması gereken bilgi ve belgeler; bu bilgi ve belgelerin oluştuğu ortamlar, görüşmeler ve toplantılar; bu bilgi ve belgeleri üreten, kayıt altına alan, muhafaza eden kişiler; devlet sırlarını, diğer gizli bilgi ve belgeleri her türlü elektronik araçlarla ya da canlı kaynaklar vasıtasıyla elde etmeye çalışan yabancı devletler vardır. Yabancı devletler istihbarat servisleri ve ilgili diğer kurumları aracılığıyla casusluk faaliyetine yönelirken, tehdide maruz kalan ülkeler de İstihbarata Karşı Koyma Birimleri ve/veya Kontrespiyonaj Üniteleri ile ilgili diğer kurum ve kuruluşların desteği ile casusluk faaliyetlerini önlemeye, engellemeye, etkisiz hale getirmeye çalışırlar.

Korunması gereken gizli bilgi ve belgelerin bir kısmı “devlet sırrı” niteliğinde olabilir. Gerek devlet sırrı olsun, gerekse diğer gizli bilgi ve belge niteliğinde olsun yabancı devletlerin bu bilgilere erişme çabasına casusluk (espiyonaj) faaliyeti denir. Casusluk (espiyonaj), özellikle yabancı bir devlet veya rakip firmanın planları ve faaliyetleri hakkında bilgi elde etmek amacıyla casus (ajan, casus, köstebek, gizlice gözetlemek) kullanma ya da casusluk faaliyetinin bütünüdür.[6] İstihbari anlamda ise bir devletin sırlarını ya da gizli bilgilerini başka bir devlet hesabına gizlice öğrenmeye çalışma faaliyetidir. [7]

Devlet sırrı kapsamına pek çok gizli bilgi ve belge girebilmektedir. İkili veya çok taraflı askeri, teknik, istihbari işbirliği anlaşmaları, siyasi liderler arasındaki görüşmeler, savunma, istihbarat ve güvenlik kurumlarının iç yazışmaları, arşivleri, gizli haberleşme kanalları, askeri harekat planları, personel kimliği, sayısı, ikamet adresi, savunma ve teknoloji alanında buluşlar, tasarımlar, projeler ve daha pekçok bilgi ve belge “gizli” gizlilik derecesi taşımakta olup, her türlü yetkisiz erişime kapalıdır.

Dolayısıyla konunun kavramsal, hukuki, yasal ve yargısal boyutu kadar hatta onlardan daha fazla istihbari boyutu önem taşımaktadır. Zira yargı, işlendiği yasal yollardan elde edilmiş delillerle ve tanık ifadeleriyle kesinleşen casusluk suçu sebebiyle faillere ceza verirken (Türk vatandaşları ya da diplomatik bağışıklığı olmayan yabancılar cezalandırılırken, diplomatik bağışıklığa sahip yabancılar yargı bağışıklığına da sahip olduklarından, statülerine göre ya “sınırdışı” ya da “istenmeyen kişi” ilan edilirler), yargılama işlemi casusluk faaliyeti sebebiyle verilen zararın etkisini hafifletmez. Bu yüzden devlet sırlarını ve gizli bilgi ve belgelerini elde edip ülkesine göndermiş istihbaratçılara yönelik yaptırım diplomatik bir tavırdan öteye geçmez.

Bu sebeple İstihbarata Karşı Koyma ünitelerinin tespit ve teşhis faaliyetlerinin tehdit henüz çok küçükken, zarar telafi edilebilecek bir anda gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ülkemizde casuslukla mücadele görevi münhasıran Milli İstihbarat Teşkilatı’na aittir.[8] Türkiye’nin son altı yılda bölgesel savaşlardaki taraflı tutumu, uluslararası ihtilaflarda arabulucuk rolü, küresel düzeyde İslam dünyasının sorunlarını çözme stratejisinin birleşimiyle oluşan iddialı ve proaktif dış politikası ülkeye yönelik istihbarat faaliyetlerinin de kat kat artmasına sebep olmuştur.

ABD, Rusya ve Avrupa Ülkeleri’nde son yıllarda ortaya çıkarılan casusluk faaliyetleri, NSA’in küresel dinleme faaliyetleri, Wikileaks belgeleri ve Edward Snowden’in açıklamaları, ülkemize yönelik casusluk faaliyetlerinin de ciddi sayıda artış gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Yabancı istihbarat servislerinin Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Bakanlıklar, Silahlı Kuvvetler, Kolluk Kuvvetleri, Savunma Sanayi, Yargı, Akademi, Düşünce ve Strateji Kuruluşları, Sivil Toplum Kuruluşları, Vakıflar, Dernekler, Tarikatlar, Cemaatler, Üniversiteler, İş çevreleri, Mahalli İdareler ve sair kişi ve kurumlara nüfuz etmiş olmaları gerekir…
../.

[1] Prof.Dr.Zeki Hafızoğulları ve Doç.Dr.Muharrem Özen, Türk Ceza Hukukunda Devlet Sırrına Genel Bir Bakış, http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2010-1/2010-1-hafizogullari.pdf; Güner Yiğitbaşı, Devlet Sırrı Nedir?, http://hukukunustunlugu-avguner.blogspot.com.tr/2015/06/devlet-sirri-nedir.html; Fikret İlkiz, Devlet Sırrı Nedir?, http://bianet.org/bianet/siyaset/146205-devlet-sirri-nedir
[2] Prof.Dr.Ersan Şen, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, http://sen.av.tr/tr/makale-detay/46/devlet_s%C4%B1rlar%C4%B1na_kar%C5%9F%C4%B1_su%C3%A7lar_ve_casusluk.html;
[3] http://www2.tbmm.gov.tr/d24/1/1-0484.pdf
[4] http://www2.tbmm.gov.tr/d24/1/1-0484.pdf
[5] http://www2.tbmm.gov.tr/d24/1/1-0484.pdf
[6] http://www.merriam-webster.com/dictionary/espionage
[7] http://casusluk.nedir.com/
[8] Bkz.2937 s.k. 4.md. (g) bendi. https://www.mit.gov.tr/2937.pdf

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir