Chilcot Raporu ve TBMM’nin Tezkere Kararının Önemi

john-chilcot-the-chairman-of-the-iraq-inquiry
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

İngiltere eski Başbakanı Tony Blair hükümetinin Irak Savaşı (2003)’na ilişkin aldığı kararlarla ilgili en kapsamlı soruşturmanın bulgularını içeren ve 7 yıldır beklenen Chilcot Raporu kamuoyuna açıklandı.[1] Sir John Chilcot’un başkanlığında raporunu tamamlayan Soruşturma Komisyonu İngiltere hükümetinin savaşla ilgili çok sayıda kusurunu ortaya çıkardı. Rapor’da Saddam Hüseyin’in 2003’te acil bir tehdit olmadığı, İngiltere’nin Irak’ın silahsızlandırılması yönünde barışçı tüm seçenekleri tüketmeden işgıale katılmayı seçtiği, işgal sonrasına yönelik planlama ve hazırlıkların yetersiz olduğu, İngiltere’nin Irak’ta savaşa katılmasının yasal temelinin mevcudiyetine ilişkin kararının tatmin edici olmadığı ve Irak politikasının kusurlu istihbarata dayandığı, vurgulandı.[2]

İngiltere Başbakanı David Cameron Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada, Chilcot Raporu’ndan gelecek için gerekli derslerin çıkarılması, Irak’ta savaşa onay veren herkesin de yaşananlarla ilgili sorumluluk üstlenmeleri gerektiğini belirtti.[3]

O dönem savaşa karşı çıkan İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn ise Irak Savaşı’nın, gerçeklerin kasıtlı olarak yanlış yansıtılmasına dayalı bir işgal eylemi olduğunu söyledi.[4]

Chilcot Komisyonu 2001-2009 arasındaki olayları, 150 binden fazla resmi belgeyi incelerken, Başbakan, Dışişleri Bakanı, bazı eski bakanlar, üst düzey askeri ve istihbarat yetkilileri dahil 150’nin üzerinde kişinin bilgisine başvurdu.

Uluslararası Ceza Mahkemesi pazartesi günü bir açıklama yaparak raporu kapsamlı şekilde inceledikten sonra ilgililer hakkında soruşturma açıp açılmayacağı kararını vereceğini duyurdu.[5]

Irak’ın Ağustos 1990’da Kuveyt’i işgal etmesi üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden alınan kuvvet kullanma yetkisiyle ABD önderliğindeki çok uluslu güç Irak’ı Kuveyt’ten püskürttü.[6] Ancak ABD ve müttefikleri bununla yetinmeyip Irak’ı fiilen üçe bölmüş, ülkenin kuzeyinde ve güneyinde uçuşa yasak bölge ilan etmiştir. Baba Bush döneminde gerçekleştirilen askeri harekat her ne kadar uluslararası hukuka uygun şekilde başlatılsa da nihai hedefin Irak’ın Kuveyt’ten çıkarılması değil ülkenin parçalanması olduğu o dönemki uygulamalardan anlaşılıyordu. Nitekim Çöl Fırtınası Operasyonu sona erince Türkiye’de Çekiç Güç kapsamında konuşlu unsurlar Irak’ın muharebe altyapısını vurmayı sürdürdü.

Cumhuriyetçi Parti 2000 yılında son derece tartışmalı ve tekrarlanan oy sayım işlemleri sonucunda önde gelerek bu kez oğul Bush’u (George W.Bush, Jr.) başkanlık koltuğuna oturttu. Böylece Bill Clinton’ın başkanlığı sırasında Demokrat Parti yönetimine sürekli olarak dış politikada askeri güç kullanma çağrısında bulunan yeni muhafazakarlar ve lobiler Irak özelinde amaçlarına ulaştılar [7] ABD kamuoyunu etkilemek ve karar mekanizmasının elini rahatlatmak için İsrail Başbakanı’nın ofisinde üretilen, Pentagon’da oluşturulan özel bir grubun elinde meşrulaştırılan deliller son derece önemli rol oynadı.[8] 11 Eylül saldırılarının Amerikan kamuoyu nezdinde yarattığı şaşkınlık ve tepki sadece Afganistan’ın işgali için değil, Irak’ın işgali için de açıkça manipüle edilmekteydi.

11 Eylül Saldırıları konusunda uluslararası toplum ABD’nin yanında durmuş, saldırıların arkasındaki kişi olduğu ileri sürülen Usame Bin Ladin’in Afganistan’da Taliban rejiminin koruması altında bulunması Washington’un Afganistan’a saldırısını meşrulaştırmıştı. Ancak ABD bununla yetinmemiş, Irak’a saldırmak için çeşitli gerekçeler üretmeye çalışmış, Irak’ın asla sahip olmadığı kitle imha silahları ürettiği algısını yaymıştır. Dönemin Dışişleri Bakanı Colin Powel’ın BM Güvenlik Konseyi’nde sunumuna rağmen, Irak’a karşı kuvvet kullanma yetkisi verilmemiştir.

Bunun üzerine Amerikalı yetkililer 11 Eylül saldırılarına katılan teröristlerden birinin Saddam Hüseyin ile irtibatı bulunduğunu ileri sürerek, Amerika’nın tek taraflı müdahalesini meşrulaştırmaya çalışmıştır. İşte bu süreçte Chilcot Raporu’nda vurgulandığı üzere Tony Blair her ne olursa olsun İngiltere’nin Amerika’nın yanında, Irak’a karşı başlatılacak bir savaşta yer alacağına dair söz vermiştir. İngiltere’de muhalefetin son derece sert tepkisine ve ülke çapında gerçekleştirilen protesto gösterilerine karşın, Blair hükümetinin bu kararı engellenememiştir.

Bilindiği üzere Türkiye’de Irak ile ilgili tartışmalar 1 Mart tezkeresi minvalinde gelişmiştir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ısrarla BM Güvenlik Konseyi kararı gerektiğini vurgulamıştır.[9] Sezer, Irak’a ilişkin tezkerenin uluslararası yasallık koşulu yerine gelmeden TBMM’de görüşülmesinin Anayasa’ya aykırı olacağını söylemişti. Hükümet 25 Şubat 2003’te TBMM’ye “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için Hükümet’e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi”ni göndermişti. Abdullah Gül’ün başbakanlığı döneminde (Recep Tayyip Erdoğan, 9 Mart 2003’te düzenlenen ara seçimde Siirt’ten milletvekili seçilmiştir.) 1 Mart 2003’te TBMM’de düzenlenen oylamada salt çoğunluğa ulaşılamaması üzerine tezkere reddedilmişti. TBMM’nin bu kararının ne denli yerinde olduğu Chilcot Raporu ile bir kez daha anlaşılmıştır…

[1] Chilcot raporunda Blair’e sert eleştiriler, http://www.bbc.com/turkce/dunya/2016/07/160706_iraq_chilchot_rapor
[2] Soruşturma Raporu’nun Ana Başlıkları:
-“İngiltere’nin Irak politikası kusurlu istihbarata dayalıydı. İstihbarat sorgulanmalıydı ancak bu yapılmadı.”
-“Irak o dönemde herhangi bir tehdit teşkil etmiyordu. Kesin bir şekilde ülkenin kitle imha silahlarının risk teşkil ettiği yönündeki hükmün de haklı bir gerekçesi yoktu.”
-“Dönemin başbakanı Tony Blair’in, ‘Irak’ta işgal sonrası yaşanacak problemler önceden bilinemezdi’ şeklindeki görüşü doğru değildi. Irak’ta iç savaş ve El Kaide’nin faaliyet gösterme riski olduğu yolunda uyarılar vardı.”
-“Tony Blair, daha 28 Temmuz 2002’de dönemin ABD Başkanı George W Bush’a gönderdiği bir mektupta, ‘Ne olursa olsun, seninleyim’ yazdı.”
-“Blair, ABD’nin politikalarını etkileme yeteneğini abarttı.”
-“İngiltere Savunma Bakanlığı işgali aceleyle planladı ve oluşan güvenlik tehditleri karşısında yavaş reaksiyon gösterdi. Özellikle de çok sayıda askerin ölümüne neden olan el yapımı bombalar konusunda…
-“İngiltere’nin, 2007 yılında Basra’da aktif olarak İngiliz güçlerini hedef alan bir milis grubu ile esir değişimine dayalı bir anlaşma yapmasının en iyi seçenek olması küçük düşürücüydü. İngiltere’nin Irak’taki askeri rolü başarıdan çok uzaktı.”
-“Irak’ta işgal ve istikrarsızlık sonucu Temmuz 2009 tarihi itibarı ile en az 150 bin Iraklı, muhtemelen çok daha fazlası, hayatını kaybetti. Ölenlerin çoğu sivildi. Bir milyondan fazla kişi de evsiz kaldı. Irak halkı çok acı çekti.”
[3] Ibid
[4] Ibid
[5] Ibid.
[6] 20. Yüzyılın dünya politikasında en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilen 1990 Körfez Savaşı ve Türkiye’deki karar süreci için en önemli eserlerden biri için bkz. Ramazan Gözen, Amerikan Kıskacında Dış Politika, Körfez Savaşı, Turgut Özal ve Sonrası, Ankara, Liberte Yayınları, 2000.
[7] Bkz.Erhan Canikoğlu, Körfez Savaşları’nda İsrail ve Yahudi Lobilerinin Rolü, http://www.21yyte.org/assets/uploads/files/YAhudi%20%C4%B0srail%20Lobisi.pdf
[8] Bkz.Ibid.s.194
[9] Sezer’den uluslararası meşruiyet uyarısı, 27 Şubat 2003, http://www.hurriyet.com.tr/sezerden-uluslararasi-mesruiyet-uyarisi-130533
Not:Fotoğraf www.independent.co.uk adresinden alınmıştır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Yazar Hakkında

Dr. Erhan Canikoğlu
MGK'nın Dış Politika'daki Rolü teziyle yüksek lisans, Rusya'nın Yakın Çevre Politikası teziyle doktora derecesi aldı. Rusya, Yunanistan ve Irak'ta dış görevlerde bulundu. İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma konularında uzman ve yönetici olarak çalıştı.

İlk yorumu siz yapın "Chilcot Raporu ve TBMM’nin Tezkere Kararının Önemi"

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.


*