Türkler dünyanın en misafirperver toplumlarından biridir. Türkiye’nin hangi bölgesine gidilirse gidilsin, ister şehir, ister kasaba, isterse köyde bulunulsun, yolda, zorda, darda kalana yardım edilir. Son yıllarda bunun aksi yönünde kimi olaylar yaşansa da istisnalar kaideyi bozmaz. Hatta Batılılar “Türk lokumu” gibi “Türk konukseverliği” kavramını da terminolojilerine sokmuşlardır.[1] Anadolu insanı ekmeğini, aşını, suyunu ve hatta cebindeki parasını bile ihtiyaç sahibiyle paylaşacak kadar iyilikseverdir. Bu durum tek başına ne Türklükle ne de Müslümanlıkla açıklanabilir. Aksi halde tüm Türk dünyasında ve tüm İslam dünyasında benzer konukseverliğin tecrübe edilmesi gerekirdi. Bu konukseverlik Anadolu insanının tarihi ve kültürel geçmişiyle, farklı etnik ve dinsel topluluklarla etkileşimiyle, yaşadığı coğrafyanın iklimiyle meydana gelmiş bir olgudur.

Anadolu insanı konukseverdir ancak misafirlikle ilgili daha pek çok atasözümüz de bulunmaktadır:

1)Köylü, misafir kabul etmeyiz demez, konacak konak yoktur der,

2)Misafir kısmeti ile gelir,

3)Misafir misafiri (dilenci dilenciyi) istemez (sevmez), ev sahibi ikisini de,

4)Misafir on kısmetle gelir, birini yer dokuzunu bırakır,

5)Misafir umduğunu değil bulduğunu yer,

6)Ahmak misafir ev sahibini ağırlar,

7)Misafir üç gün misafirdir,

8)Misafir umduğu ev sahibine iki öğün olur,

9)Misafirlik üç gündür,

10)Şaşkın misafir, ev sahibini ağırlar.[2]

Kuşkusuz bunlara ilave edilebilecek daha pek çok söz bulunmaktadır. Çeşitli toplumsal, ekonomik ve kültürel sebeplerle “misafir-ev sahibi” ilişkisinin sık görüldüğü bir toplumda bu tür atasözlerinin de artması kaçınılmazdır. Ancak bu sözler arasında önemli bir unsur vardır. Misafirin uyması gereken kuralları vardır. Misafirlik belirli bir süreyi kapsar. Ev sahibini maddi ve manevi yönden yormaması gerekir. Misafir kendini ev sahibi konumuna sokamaz. Kısaca misafirliğin makbulü kısa olanıdır. Yani misafirlik statüsü belirli bir süreyi içerir.

Misafir ya da konuk, dilimizde “Bir yere veya birinin evine kısa süre kalmak için gelen kimse” demektir.[3] Bununla birlikte uluslararası alanda gerek siyasi gerekse hukuki terminolojide ülkesi içinde bir yerden bir yere taşınan veya yabancı ülkeye gitmek zorunda kalan kişilerle ilgili çeşitli hukuki kavramlar ve statüler bulunmaktadır. Tarih boyunca savaşlar, çatışmalar, siyasi ve ekonomik baskılar, zulüm, terör, açlık ve kıtlık sebebiyle insan toplulukları yaşadıkları yerleri terk ederek huzur ve güven içinde yaşayabilecekleri, barınacakları, beslenip soylarını sürdürebilecekleri coğrafyalara göç etmişlerdir.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) bu konuda en önemli küresel kuruluştur. BMMYK, bu kapsamda geniş bir yelpazdeki insanlara yardım etmektedir. Zira bu tür küresel sorunlarla baş etmek ne maddi ne de manevi olarak birkaç ülkenin altından kalkamayacağı kadar büyük organizasyon ve mali kaynaklar gerektirmektedir. BMMYK şu kesimlere destek vermektedir.

1)Sığınma başvuru sahipleri,

2)Çocuklar,

3)Ülke içinde yerlerinden edilenler,

4)Erkekler,

5)Yaşlı kişiler,

6)Engelliler,

7)Mülteciler,

8)Geri dönüş yapan kişiler,

9)Vatansız kişiler,

10)Kadınlar.[4]

Görüldüğü gibi bu kesimler insanların cinsiyetine, yaşına ve/veya belirli bir hukuki statüye göre tanımlanmaktadırlar. Gerek bu sitede gerekse daha geniş kapsamda kullanılan kavramlar ve anlamları şöyledir:[5]

1)Mülteci (Vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve ‘ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesi nedeniyle zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu’ için vatandaşı olduğu ülkeye dönemeyen veya dönmek istemeyen kişileri ifade etmektedir.)

2)Sığınmacı (Mülteci olarak uluslararası koruma arayan anacak statüleri henüz resmi olarak tanınmamış kişilere denir. Bu terim genellikle mülteci statüsü almaya yönelik başvurularının hükümet ya da BMMYK tarafından karara bağlanmasını bekleyen kişiler için kullanılır. Statüleri resmi olarak tanınmamış da olsa, sığınmacılar menşei ülkelerine zorla geri gönderilemezler ve haklarının korunması gerekir.)

3)Göçmen (Hem maddi ve sosyal durumlarını iyileştirmek hem de kendileri veya ailelerinin gelecekten beklentilerini arttırmak için başka bir ülkeye veya bölgeye göç eden kişi ve aile fertlerini kapsamaktadır. Esas olarak ülkesinden zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için değil, eğitim ve çalışma gibi nedenlerle ayrılan kişiler olarak tanımlanabilir.)

4)Vatansız (Kendi yasasının işleyişi içinde hiçbir devlet tarafından vatandaş olarak sayılmayan kişi anlamına gelir.)

5)Ülke İçinde Yerlerinden Edilen İnsanlar (Silahlı çatışmalar, geniş şiddet olayları ve insan hakları ihlalleri gibi mültecilerle benzer koşullar nedeniyle kaçmak zorunda kalan, barınak bulmak amacıyla uluslararası sınırları aşmayan, anavatanlarında kalan, bazı durumlarda ülkelerinin hükümetleri sebebiyle kaçsalar da yasal olarak hükümetlerinin koruması altında bulunan, vatandaş olduklarından, tüm haklarını ve koruma unsurunu uluslararası insani hukuk ve insan hakları açısından saklı tutan kişilerdir.)[6]

Türkiye’deki hukuki duruma göre Avrupa dışından gelenler mülteci olarak kabul edilmiyor. Avrupa dışından gelenlerin, üçüncü ülkelere yerleştirilinceye kadar, ‘şartlı mülteci’ statüsünde geçici olarak Türkiye’de kalmasına izin veriliyor. Türk hukuk sisteminde ‘sığınmacı’ kavramı da bulunmuyor. Dolayısıyla uluslararası koruma arayan yabancılar Türkiye’ye geldiklerinde mülteci veya şartlı mülteci statüleri almak için başvuruda bulunuyor ve söz konusu statüleri elde edinceye kadar kendilerine “uluslararası koruma başvuru sahibi” deniyor.[7]

Suriye’de 2011’de başlayan çatışmaların uzaması milyonlarca Suriyelinin ülkelerini terk ederek komşu ülkelere kaçmalarına sebep oldu. Mart 2016 itibariyle Türkiye’deki Suriyeli sayısı 2.7 milyona ulaştı.[8] Uluslararası Af Örgütü Türkiye’deki kavram kargaşasından uzak kalarak Suriyelileri mülteci olarak nitelendiriyor. Bununla birlikte ülkemizdeki Suriyeliler “geçici koruma” statüsünde. Yani ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen ve haklarında bireysel olarak uluslararası koruma statüsü belirleme işlemi yapılamayan yabancılara sağlanan korumayı ifade ediyor.[9] Geçici koruma BMMYK tarafından devletlerin insani krizlerden kaçanlara barınak sağlama arzularıyla ortaya çıkan pragmatik uluslararası koruma aracı olarak görülüyor.[10]

Nitekim 6458 sayılı kanun kapsamında yayınlanan Geçici Koruma Yönetmeliğine göre; Suriye’den Türkiye’ye gelen iki milyon civarında kişinin statüsü ‘geçici koruma’dır ve bireysel prosedür olan şartlı mülteci statüsü için başvuru yapamazlar.[11]

Uluslararası hukuk ve Türk mevzuatına göre durum ortadayken Türk resmi kurumları zaman zaman Suriyelilerle ilgili olarak “misafir, konuk” gibi kavramları kullanıyorlar. Kuşkusuz bu durum Suriye savaşının daha ne kadar süreceğinin, Suriye’nin geleceğinin nasıl şekilleneceğinin, ülkesinde savaştan kaçanların gelecekte ülkelerinin gidişatında söz sahibi olup olamayacaklarının, terk ettikleri topraklara dönmelerine izin verilip verilmeyeceğinin henüz kestirilememesinden kaynaklanıyor.

Bununla birlikte siyasiler ise Suriyeliler konusunu kamuoyuna açıklarken ısrarla Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretiyle ortaya çıkan “ensar-muhacir” kavramlarına atıfta bulunuyorlar. Halbuki 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı’nın kaybettiği topraklardan Anadolu’ya çok sayıda göç gerçekleşmiş, Cumhuriyet öncesi ve hemen sonrasında da Balkanlardan, Kafkasya’dan Anadolu’ya göçler yapılmış, o dönem bu insanlar muhacir (göçmen) olarak adlandırılmışlardır. İkinci Dünya Savaşı sırasında, 1980-1990’lı yıllarda da Bulgaristan’dan ve diğer ülkelerden Anadolu’ya göçler yaşanmıştır. Buna karşı yetkililer ısrarla ülkemizde bulunan Suriyelileri Peygamberimizle birlikte Medine’ye göç eden göçmenler (çoğ.muhacirin) şeklinde tanımlamaktadırlar.

Bu tanım halkın % 99’unun Müslüman olduğu toplumun dini hassasiyetlerinden yararlanma amacına yönelik olsa da, güvenlik sorunlarının had safhaya çıktığı, ekonomik sorunların yaşandığı, her yıl milyonlarca lise mezununun üniversite sınavlarında terlediği, ancak yüzde 15-20’sinin üniversitelere girebildiği, mezunların ise iş bulamadığı ülkemizde kamuoyunun önemli bir kısmında karşılığı bulunmamaktadır.

Öncelikle Peygamberimiz döneminde Hicret, Müşriklerin zulümleri sebebiyle Müslümanların Mekke’de barınamayacak duruma gelmeleri üzerine 622 yılında başlayarak bir yıl zarfında Medine’ye göç etmelerini içerir. Medine’de muhacir olarak nitelendirilen Müslümanlar yedi yıl sonra Mekke’nin fethedilmesi üzerine geri dönmüşlerdir. Yani muhacirlik geçici bir süreyi içermiş, esasen misafirlik boyutunda kalmıştır. Hicret, dini amaçla yapılmıştır, içinde son dini tebliğ eden Hz. Muhammed peygamberimiz ve ashabı vardır.

Ülkemizdeki Suriyeliler ise ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi)’ni gerçekleştirerek Afrika’nın kuzeyinden Asya’nın içlerine kadar bölgede Washington yanlısı rejimleri işbaşına geçirmek için başlattığı, çeşitli bölgesel müttefikleriyle sürdürdüğü, kanlı rejim değişikliği projelerinin Suriye versiyonu sebebiyle ülkelerinden kaçmışlardır. Ülkemizdeki Suriyelileri, Allah’ın emirleri doğrultusunda Peygamberimiz ile birlikte Medine’ye hicret ederek muhacir (göçmen) konumuna gelen ashab yerine koymak büyük haksızlıktır. Kaldı ki modern dünyada, hukuk ve ekonomi sisteminde bu tür tanımlamaların hiçbir karşılığı yoktur.

Uluslararası hukuk ve Türk mevzuatına göre ülkemizde bulunan Suriyeliler “geçici koruma altındaki kişi” statüsünde olup, Anadolu kültürüne göre de “misafir” kabul edilmektedirler. Misafirliğin makbul olanı ise kültürümüze göre kısa süreli olanıdır.

../.

 

[1] Türk lokumu (Turkish delight), Türk konukseverliği (Turkish hospitality).

[2] Misafirlikle İlgili Atasözleri ve Anlamları, http://www.akrostissiirler.com/misafirlik-ile-ilgili-atasozleri-ve-anlamlari.html

[3] Misafir nedir, misafir ne demek? http://www.nedirnedemek.com/misafir-nedir-misafir-ne-demek

[4] Kime yardım ediyoruz, http://www.unhcr.org/turkey/home.php?page=60

[5] Mülteci, Göçmen, Sığınmacı Arasındaki Farklar?  08 Eylül 2015, http://bianet.org/bianet/toplum/167434-multeci-gocmen-siginmaci-arasindaki-farklar

[6] Ülke İçinde Yerlerinden Edilen İnsanlar, http://www.unhcr.org/turkey/home.php?page=69

[7] Mülteci, Göçmen ve Sığınmacı Arasındaki Farklar?, 08 Eylül 2015, http://bianet.org/bianet/toplum/167434-multeci-gocmen-siginmaci-arasindaki-farklar

[8] Türkiye’deki mülteci sayısı belli oldu, 10 Mart 2016, http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/yalcin-akdogan-turkiyedeki-suriyeli-gocmen-sayisi-2-milyon-733-bin-784-1130888/

[9] Mülteci, Göçmen ve Sığınmacı Arasındaki Farklar?, 08 Eylül 2015, http://bianet.org/bianet/toplum/167434-multeci-gocmen-siginmaci-arasindaki-farklar

[10] Guidelines on Temporary Protection os Stay Agreements, http://www.unhcr.org/5304b71c9.pdf

[11] Mülteci, Göçmen ve Sığınmacı Arasındaki Farklar?, 08 Eylül 2015, http://bianet.org/bianet/toplum/167434-multeci-gocmen-siginmaci-arasindaki-farklar

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir