MİT’in Cumhurbaşkanlığına Bağlanması Sorunları Çözecek mi?

c-9709jpeg
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Medyada yer alan ve bugüne kadar resmi yollardan yalanlanmayan haberlere göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi, 15 Temmuz 2016 akşamı TSK içine sızmış FETÖ/PDY unsurlarının gerçekleştirdiği darbe girişimi sırasında, kaldıkları otelden SAT ve MAK timlerinin varışından on beş dakika önce ayrılmaları sayesinde can güvenliklerini sağladılar. Erdoğan darbe haberini eniştesinden duyduğunu, damadı Berat Albayrak timleri taşıyan helikopterleri havada görünceye kadar kimseden uyarı almadıklarını, Başbakan ise darbe yapıldığını eşinden dostundan öğrendiğini söyledi. İşin ilginç tarafı ne Cumhurbaşkanı ne de Başbakan saatlerce MİT Müsteşarına ulaşamadıklarını, sadece Türk kanallarına değil, uluslararası medya vasıtasıyla tüm dünyaya açıkladılar.

Erdoğan’ın gözüpek tutumu, TSK ve Polis bünyesindeki vatanperverlerin mücadelesi ve halkın tankların önüne çıkması sayesinde darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.Darbe esasen Erdoğan ve hükümeti devirmeyi hedeflese de başarıya ulaştığı takdirde tıpkı İran devriminde olduğu gibi sadece iktidar partisinin üst düzeyini değil, laik ve demokratik devlet düzenini, muhalif halk yığınlarını, aydınları ve yazarları da kıyımdan geçirebilecekti. Dolayısıyla sadece siyasilerin değil tüm sivil ve askeri bürokrasinin, aydın ve sanatçıların, akademisyenlerin, tüccar, iş adamı ve müteahhitlerin şehitlere ve gazilere şükran borcu bulunmaktadır.

Darbe sonrası MGK’nın tavsiye kararı üzerine hükümetin üç ay süreyle ilan ettiği olağanüstü hal TBMM’de oylanarak kabul edildi. Hükümet, darbeye karışanları  kamu görevinden ihraç ederken, darbenin bir daha gerçekleşmemesi için zorunlu askerliğin kaldırılmasından profesyonel orduya geçilmesine, Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıklarının sivillere bağlanmasından Jandarma Genel Komutanlığı’nın İçişleri Bakanlığı bünyesinde kır polisi haline getirilmesine, Askeri liselerin kapatılmasından İmam Hatip mezunlarının TSK’ya girişlerine, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarının Ankara dışına çıkarılmasından darbe girişimine katılım gösterilen üslerin ve birliklerin kapatılmasına kadar çok sayıda tedbir üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye’yi 14 yıldır yöneten siyasilerin FETÖ/PDY cemaat yapılanmasının devletin tüm kurum ve kuruluşlarına böylesine yoğun bir şekilde sızmasının bir numaralı sorumlusu olduğu gerçeğiyle yüzleşilmeli, iktidar partisi içerisinde aktif ya da daha önce siyaset yapan FETÖ/PDY unsurlarının en kısa sürede yargıya sevk edilerek, idarenin tarafsızlığına gölge düşürülmesi önlemelidir.

Darbeye karşı alınacak önlemlerden birinin de Genelkurmay Başkanlığı ve MİT Müsteşarlığı’nın Cumhurbaşkanlığı’na ya da Cumhurbaşkanı’na bağlanması olacağı anlaşılmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan 28 Temmuz günü kendisini ziyaret eden TBMM Başkanlık Divanı ile görüşmesinde; siyasi partilerin anlaşması halinde Genelkurmay Başkanlığı ve MİT’in doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na, Kuvvet Komutanlıklarının ise Milli Savunma Bakanı’na bağlanması önerisinde bulunmuştur.[1] Sözkonusu iki kurumun bizzat Cumhurbaşkanı’na veya Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmaları farklı konulardır. Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmaları halinde Cumhurbaşkanı’nın görevlendireceği bir yetkili  bu kurumların yöneticileriyle muhatap olabilir. Cumhurbaşkanı’na bağlanılması ise söz konusu kurumların yöneticilerinin Cumhurbaşkanı dışında kimseden emir ya da talimat almamaları anlamına gelmektedir.

TBMM’de temsil edilen siyasi partilerden CHP, böyle bir duruma sıcak bakmadığını bildirmiştir. CHP Grup Başkan Vekili Levent Gök, Türkiye’nin bir an önce olağanüstü tablodan çıkarak olağan döneme geçmesi gerektiğini, Anayasa’nın 105. maddesine göre Cumhurbaşkanı’nın sorumsuz olduğunu, böyle bir önerinin gündeme gelmesini ve tartışılmasını uygun bulmadıklarını, Cumhurbaşkanı’nın başkomutanlık görevinin temsili bir görev olduğunu, organların ve kurumların nereye bağlı olduğunun anayasa ve yasalarla belirlendiğini, söyledi.[2] Bilindiği üzere Erdoğan, 10 Ağustos 2014’de ilk kez halk oylaması ile yapılan seçim sonucunda Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Erdoğan sandığa giden seçmenlerin % 51,70 (21 milyon)’inin oyunu alarak seçimleri kazanmıştır. Cumhurbaşkanı’nın TBMM yerine halk oylamasıyla seçilmesi ise 2007 yılında yapılan anayasa değişikliği referandumu sonucunda kabul edilmiştir. Ancak söz konusu referandumda her nedense Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri konusunda herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.[3] Dolayısıyla Genelkurmay Başkanlığı ve MİT’in Cumhurbaşkanı’na bağlanması için anayasa değişikliği yapılması gerekmektedir. Ancak anayasa değişikliği, 93 yıldır parlamenter demokratik sistemi tecrübe eden devletin işleyişi açısından yeni sorunları ortaya çıkarabilecektir. Böyle bir durumda İdare’nin iki başlı hale gelmesi, anayasal açıdan genel siyaseti oluşturmak ve uygulamakla görevli hükümetin bu görevini ve yetkisini sorumsuz Cumhurbaşkanı ile paylaşmak zorunda kalması gibi bir durum ortaya çıkacaktır. Erdoğan gibi özellikle iktidar partisi liderliğinden gelen bir kişinin görevi süresince olmasa da daha sonra ülkede bu yüzden şiddetli iktidar mücadeleleri ve çatışmalar ortaya çıkabilecektir.

Darbe girişimlerinin önlenmesi için Genelkurmay Başkanı’nın Cumhurbaşkanı’na ya da Milli Savunma Bakanı’na, Jandarma Genel Komutanlığı’nın İçişleri Bakanı’na bağlanması, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ağır silahlarla teçhiz edilmesi, askeri okulların kapatılması ve İmam Hatip mezunlarının TSK’ya girmeleri ve benzeri tedbirlerin ne denli faydalı olacağı tartışılmaktadır. Öncelikle FETÖ/PDY’nin sadece Silahlı Kuvvetlere değil Emniyet Genel Müdürlüğü’ne, Bakanlıklara, Yargıya, Milli Eğitime, ticari ve ekonomik alana sızdığı ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla savunma ve güvenlik kurumlarının asker ya da sivil otoriteye bağlı olmaları sızmayı engellememiştir. Kendi bakanlığında sızmayı önleyemeyen bakanların Genelkurmay Başkanlığı, Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı’ndan sorumlu olması halinde FETÖ/PDY sızmasını önleyip önleyemeyecekleri yönünde ikna edici bir veri bulunmamaktadır.

Bir diğer konu da FETÖ/PDY yapılanmasının askeri lise giriş sınavlarında, sağlık muayenelerinde ve ileriki dönemlerde hile yaparak FETÖ/PDY unsurlarını başarılı gösterdikleri konusudur. FETÖ/PDY’nin okullar ve dershaneler yoluyla milli eğitimde son derece güçlü hale geldiği, sınav sorularını çalarak sadece Askeri liselere değil, Fen liselerine, Anadolu liselerine, Anadolu İmam Hatip liselerine, üniversitelere ve devlet memurluğuna hileli olarak öğrenci ve memur soktuğu ortaya çıkmıştır. Burada alınması gereken tedbir sınav komisyonlarının, soru hazırlama süreçlerinin, sınavların icrasının, puanlamanın, sağlık muayenelerinin şeffaf ve güvenilir koşullarda yapılmasını sağlamaktır. Aksi halde sadece Askeri liseleri değil tüm liseleri, üniversiteleri ve bakanlıkları da kapatmak gerekecektir. İktidar partisinin uzun süredir şehir merkezlerindeki ekonomik açıdan değerli askeri bina ve tesisleri şehir dışına taşıyarak buralarda ülke ekonomisine fayda sağlayacak projeleri desteklediği bilinmekteydi. Dolayısıyla başarısız darbe girişimini gerekçe gösterip, sanki darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY unsurları değil de askeri üsler, bina ve tesislermiş gibi söz konusu yerleri “hain” ilan etmek ne darbe sonrası yeniden kaynaşma yolundaki kamuoyunu tatmin edecek ne de bu tür şekli tedbirler sorunun kaynağını ortadan kaldıracaktır.

Darbelerin önlenmesine ilişkin tedbirler kapsamında gündeme gelen bir diğer konu ise MİT’in Cumhurbaşkanı’na bağlanmasıdır. MİT’in başında 2010 yılından itibaren son derece medyatik bir müsteşar bulunmaktadır. Müsteşarın, 2013 yılında, hakkında yapılan tahkikat olumsuz sonuçlanmasına rağmen kuruma aldırdığı Basın Müşaviri, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en başarısız bürokratını sürekli parlatarak siyasi liderler ve kamuoyu nezdinde bir algı oluşturmaya çalışmaktadır. Türk devlet adamlarının, siyasilerin ve kamuoyunun şu hususları bir kez daha tarafsız bir şekilde sorgulamasında fayda bulunmaktadır: Hükümetin, MİT’in 2010 yılında 500 milyon TL olan bütçesini 2016 yılında 1.6 milyara çıkarmasına, yani üç kattan fazla arttırmasına, Yenimahalle’nin istediği her türlü yasal değişiklikleri sorgusuz sualsiz kabul ederek TBMM’den geçirmesine, TSK’nın gözbebeği GES Komutanlığını bünyesine katmasına, MİT Müsteşarı’nın kurumun en deneyimli üst ve orta düzey yöneticilerini tasfiye ederek yerlerine istihbarat eğitimi, bilgisi, donanımı ve tecrübesi olmayan yüzlerce kişiyi kuruma atamasına, yani istediği bürokratla çalışmasına izin vermesine rağmen, MİT neden görevini dosdoğru yapamamaktadır? MİT neden son altı yıldır hiçbir büyük bölücü ve yıkıcı terör saldırısını haber verememiştir? MİT neden PKK ile yaptığı görüşmenin gizliliğini koruyamamıştır? MİT neden Suriye’deki soydaşlarımıza gönderildiği vurgulanan silah ve mühimmatı gizlice intikal ettirememiştir? MİT neden TSK’da bu kadar çok sayıda general, subay ve astsubayın dahil olduğu bir darbe girişimini önceden haber alamamıştır? FETÖ/PDY unsurları özellikle 2010 yılından sonra devletin tüm stratejik kurumlarına çok daha yoğun bir şekilde sızarken MİT neden FETÖ/PDY’ye sızamamıştır?

Yukarıdaki sorulara cevap verildikten sonra MİT’in Başbakana veya Cumhurbaşkanı’na bağlı olması halinde nelerin değişmesini beklediğimizi sorgulamalıyız. MİT, Cumhurbaşkanı’na bağlandığı takdirde; kurumun görevini dosdoğru yapıp yapamayacağını, devlet çapında milli güvenlik istihbaratını elde edip edemeyeceğini, ülkemizin dış güvenlik çıkarlarını sağlayıp sağlayamayacağını, ileride olası darbeleri tanklar yola çıkmadan tespit edip edemeyeceğini, Ankara, İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Hatay’da binlerce kişinin ölümüne sebep olan intihar ve bombalama eylemlerinin benzerlerini önceden haber alarak önleyip önleyemeyeceğini, PKK terör unsurlarının dağ ve şehir kadrolarını, strateji değişikliklerini, eleman, finansman temin kanallarını, yabancı servislerle bağlantılarını, irtibat kanallarını tespit edip etkisiz hale getirip getiremeyeceğini, Türkiye’yi bölmek isteyen küresel güçlerin devletin en kritik makamlarına yerleştirdiği ajanlarını, devlete, ülkeye ve topluma yönelik istihbarat faaliyetlerini ortaya çıkarıp çıkaramayacağını, tartışmalıyız.

Bu soruların cevapları bize bir gerçeği gösterecektir: Başta MİT olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarındaki temel sorun, sivil ve askeri bürokratik kadroların siyasi mülahazalarla tanzim edilmesinden, kamuda istihdam, atama ve terfilerde liyakata bakılmamasından, işin ehline verilmemesinden, deneyimli ve donanımlı kadroların tasfiye edilirken yerlerine ehliyetsiz kişilerin geçirilmesinden, FETÖ/PDY mensupları kamudan uzaklaştırılırken kadroların diğer cemaat unsurlarınca doldurulmasından kaynaklanmaktadır. Sorunların gerçek nedenlerini tespit etmeden alınacak tedbirler problemleri ortadan kaldırmayacağı gibi, en kısa sürede devleti, ülkeyi ve milleti çok daha büyük tehlikelerle karşı karşıya bırakabilecektir.

../.

 

 

 

 

 

 

[1] Erdoğan’dan ‘MİT ve Genelkurmay Cumhurbaşkanlığı’na bağlansın’ önerisi, 28 Temmuz 2016, http://www.haberturk.com/gundem/haber/1273492-erdogan-genelkurmay-baskanligi-cumhurbaskanligina-baglansin

[2] CHP’den MİT ve Genelkurmay’ın Cumhurbaşkanı’na bağlanması açıklaması, 29 Temmuz 2016, http://www.milliyet.com.tr/chp-den-mit-ve-genelkurmay-in-siyaset-2286155/

[3] İşte Türkiye’de yapılan referandumlar, 01.03.2010, http://www.cnnturk.com/2010/turkiye/03/01/iste.turkiyede.yapilan.referandumlar/565803.0/index.html

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Yazar Hakkında

Dr. Erhan Canikoğlu
MGK'nın Dış Politika'daki Rolü teziyle yüksek lisans, Rusya'nın Yakın Çevre Politikası teziyle doktora derecesi aldı. Rusya, Yunanistan ve Irak'ta dış görevlerde bulundu. İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma konularında uzman ve yönetici olarak çalıştı.

İlk yorumu siz yapın "MİT’in Cumhurbaşkanlığına Bağlanması Sorunları Çözecek mi?"

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.


*