INTELTURK

Eğitim ve Danışmanlık Hizmetleri

Türkiye’de İstihbaratın Yeniden Yapılandırılması: Körler ve Sağırlar Birbirini Ağırlar

Türkiye’de İstihbaratın Yeniden Yapılandırılması: Körler ve Sağırlar Birbirini Ağırlar

 

Hikaye o ki Hintliler karanlık bir ahırda bulunan fili tanımlamak için ona dokunurlar. Hortumuna dokunan fili bir oluğa, kulağına dokunan bir yelpazeye, ayağına dokunan bir direğe, sırtına dokunan bir tahta benzetir. Yani herkes dokunduğu yere göre fili tanımlar. Eğer ellerinde bir aydınlatıcı olsaydı hepsi aynı şeyi söyleyeceklerdi.[1] Bu örnekten hareketle fili en doğru tarif edecek kişinin fili daha önce görmüş ya da o anda elinde aydınlatıcı bulunan kişi olacağını söylemeliyiz.

Bu hikayeyi 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimin ardından istihbarat konusunda zafiyetten görevi ihmale varan bir dizi ithamla karşılaşan Milli İstihbarat Teşkilatı ve Türkiye’nin genel istihbarat mekanizmasının yeniden yapılandırılması tartışmalarının gündeme getirildiği günümüze ışık tutması için anlattık. Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenlerin altı yıldır devletin milli güvenlik istihbaratını emanet ettikleri bürokratın ülkemizdeki istihbarat sorunlarına bakışını ve çözüm önerisini bir kez daha gözden geçirmekte fayda var. MİT Müsteşarı Hakan Fidan yüksek lisans tezinde şöyle diyor;

“ABD ve İngiltere dış istihbarat ve stratejik istihbarata önem veriyor. ABD’de CIA yabancıların istihbaratını toplayıp analiz ederken, Ulusal Güvenlik Teşkilatı ise dışarıdan teknik istihbarat elde eder. İngiltere sistemi de ABD sistemine benziyor. Her iki ülkede de iç ve dış konularda farklı birimler görev alıyor. Türkiye’de yalnızca dış istihbarata adanmış kurum yok. Türkiye’nin bir CIA’i yok. Türkiye’de her alana MİT bakıyor.Bu durum elde edilen bilgilerde boşluğa yol açıyor. Dış istihbaratla ilgilenen ayrı teşkilatımız olsaydı rahat biçimde dış politikamızı yapar, uygulardık.  İç tehdit ve terör MİT’in iç güvenliğe öncelik vermesine neden oldu. Teşkilatın şekillenmesi ağırlıklı olarak iç güvenlik endişesiyle gerçekleşti. Türkiye’de bütün departmanlar MİT çatısı altında toplandı ancak gelişmiş ülkelerde bu gibi farklı alanlar farklı teşkilatlarda ele alınıyor. MİT İngilizlerin MI6’sı ya da ABD’nin FBI’ı gibi hem iç hem dış güvenlik istihbaratı topluyor.”[2]

Konuya yabancı olanlar bu satırları okuyunca istihbarat alanında bir çığır açabileceği zannına kapılabilirler. Halbuki istihbaratın içinden gelenler için bu satırlar maalesef  “körlerin fil tarifinden”  başka bir şey değildir.[3] Çünkü bu satırların MİT’in geçmişten bugüne kadar görev, yetki ve sorumlulukları, yurtiçi ve yurtdışında yürüttüğü örtülü faaliyetleri, yapısal ve görev ile ilgili reform çalışmaları ve personeli hakkında bilgisi olmayan bir kişinin kaleminden çıktığı anlaşılıyor. Bu paragrafta anlatılmak istenenleri biraz daha açarak ülkemizdeki mevcut durumla ilişkisini ortaya koyalım.

ABD ve İngiltere’nin dış istihbarat ve stratejik istihbarata önem veriyor. İki ülke de küresel düzeyde çıkarları olan ülkelerdir. İstihbarat tıpkı dış politika gibi hem iç hem de dış boyutu olan bir faaliyettir. Tehditlerin niteliğine göre kişi, örgüt ve faaliyet açısından yurt içi ve yurtdışını kapsar. ABD ve İngiltere hem dış hem de iç istihbarata büyük önem vermektedir. İç İstihbarat bünyesinde Terörle Mücadele ve İstihbarata Karşı Koyma (Kontrespiyonaj) unsurları da bulunmaktadır. Terörle mücadele ve casusluk faaliyetlerine karşı koymak için sadece İç İstihbarat Servisi mantığı ya da coğrafi açıdan bir bölümlenme yeterli olmaz. Terör örgütlerinin yurtdışındaki yöneticileri, üyeleri, finans kaynakları, eğitim kampları, haberleşme yöntemleri, yabancı servislerle ilişkilerini tespit için sadece içeride değil dışarıda da ya da dışarıya dönük istihbarat faaliyeti gerekir. Öte yandan İç İstihbarat’ın en önemli faaliyetlerinden olan Kontrespiyonaj çalışmaları yanlızca ülke içinde bekleyip yabancı servislerin ve ajanlarının istihbarat faaliyetlerini tespit etmekten ibaret değildir. Yabancı servislerin karargahlarına, personeline ve yönetim kademelerine sızmak da gerekir. Bu da dışarıda ve dışarıya dönük bir faaliyeti gerektirir.

ABD’de CIA yabancıların istihbaratını toplayıp analiz ederken, Ulusal Güvenlik Teşkilatı ise dışarıdan teknik istihbarat elde eder. CIA, yani Merkezi Haberalma Teşkilatı ağırlıklı olarak dış istihbarat faaliyetleri yürütmektedir. Ancak CIA, ABD’nin gerek Soğuk Savaş dönemindeki blok liderliği gerekse ardından dünyada tek taraflı hakimiyet kurma stratejisi kapsamında gerekli tüm faaliyetleri yapmış veya yapmaktadır. Yani kimi ülkelerde rejimleri kimi ülkelerde ise rejim karşıtlarını (milis grupları, terör örgütlerini) desteklemekte, eğitmekte, finanse etmekte ve yönlendirmektedir. Ulusal Güvenlik Teşkilatı (NSA) ise esasen küresel düzeyde elektronik ve teknik yollardan haber toplamaktadır.

İngiltere sistemi de ABD sistemine benziyor. Her iki ülkede de iç ve dış konularda farklı birimler görev alıyor. ABD’de CIA dış, FBI ise iç konulara bakmaktadır. Ancak FBI’ın aynı zamanda kolluk kuvveti niteliği de bulunmaktadır. Öte yandan FBI’ın yurtdışında temsilcilikleri bulunmaktadır. Kontrespiyonaj, terörle mücadele, uyuşturucu, kaçakçılık, mali suçlar ve saire konularında hem istihbarat teşkilatı hem de kolluk kuvveti olarak görev yapmaktadır. İngiltere’de ise MI6 dış istihbarata, MI5 ise iç istihbarata bakmaktadır. İngiltere son dönemde terör ve casusluk suçları dışında Ulusal Suç Ajansı’nı kurarak bu alanlarda istihbarat ve polisiye görevi uluslararası perspektiften izlemeye başlamıştır. İngiltere, suçların ve tehditlerin değişen niteliğine göre istihbarat ve güvenlik yapılanmasını yeniden yapılandırmıştır.

Türkiye’de yalnızca dış istihbarata adanmış kurum yok. Türkiye’nin bir CIA’i yok. Türkiye’de her alana MİT bakıyor.Bu durum elde edilen bilgilerde boşluğa yol açıyor.Müstakil bir dış istihbarat teşkilatı ile bir çatı altında münhasıran dış istihbarata bakan ünite olması arasında görevin niteliği, çalışma yöntemleri, personel ve elde edilecek verim konusunda ciddi bir fark bulunmamaktadır. Aradaki tek fark merkezi bir istihbarat teşkilatında üniteler arasında personel geçişi olabilirken, müstakil bir dış istihbarat teşkilatında bu duruma ihtiyaç duyulmamasıdır. Bugün MİT bünyesindeki İKK’da ve GİB’de çalışan personel, donanımları çerçevesinde, dış istihbarat ve analiz birimlerinde görev yapabiliyor, yurtdışına çıkabiliyordu. Aynı şekilde Karargah’ta dış istihbarat ve analiz birimlerinde çalışan personel veya yurtdışında çalışan personel görev süresini tamamladığında dış istihbaratın karargah veya yurtiçi birimlerinde ya da GİB veya İKK’da çalışabiliyordu. Bu durumun hem avantajı hem de dezavantajı bulunmaktadır. MİT’in merkez başkanlıkları ve bağlı üniteleri görev alanlarında bilgi toplayarak müsteşarlık makamına veya dış makamlara göndermektedir. Dolayısıyla MİT’in sadece dış istihbarata bakıp bakmaması bilgi boşluğuna yol açmamaktadır. Yani sorunun kaynağı ile çözüm önerileri arasında hiçbir rasyonel bağlantı bulunmamaktadır.

Dış istihbaratla ilgilenen ayrı teşkilatımız olsaydı rahat biçimde dış politikamızı yapar, uygulardık. Bu satırların yazarı dış politikadaki bazı sorunların istihbarat eksikliğinden kaynaklandığı, dış istihbarat konusundaki eksikliğin ise müstakil Dış istihbarat teşkilatı olmaması varsayımına dayandırmıştır. Bu varsayım Türkiye’nin en köklü kuruluşlarından Dışişleri Bakanlığı ve MİT Müsteşarlığı çalışanları için son derece yüzeysel ve gerçekçi olmayan bir husus olarak görülmektedir. Öncelikle bir devletin dış politikası hükümetten hükümete değişmeyen, o ülkenin genel gidişatı, jeopolitik konumu, hedefleri, komşuları, müttefiklik ilişkileri, ekonomik gücü, nüfusu, sanayi ve teknolojisi ve benzeri pekçok sabit ve değişken unsurlar sonucu belirlenen bir politikadır. Dış politika günden güne, haftadan haftaya değişmez. Dış politika içerisinde daha gündelik hareket tarzlarını belirlemek için ise sadece istihbarat değil diplomatlar, askeri ataşeler, yardım ajansları, şirketler gibi çeşitli kişi, kurum ve kuruluşun çalışmasına ihtiyaç vardır. Bir ülke dış politikasını sadece istihbarat servisinden gelen bilgilere göre düzenlerse, FETÖ/PDY mensuplarının sızdığı bir istihbarat teşkilatının devletin dış politikasını hangi mecralara çekeceğini sorgulamak gerekir.

İç tehdit ve terör MİT’in iç güvenliğe öncelik vermesine neden oldu. Teşkilatın şekillenmesi ağırlıklı olarak iç güvenlik endişesiyle gerçekleşti. MİT kesinlikle sadece iç güvenliğe önem vermemiştir. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’ne karşı Batılı ülkelerle kontrespiyonaj ve komünizmle mücadele konularında yakın işbirliği yapılmıştır. Bu MİT’in değil siyasi iktidarın bir tercihidir. Eğer Türk hükümeti NATO yerine Varşova Paktı’na girmeyi tercih etseydi, MİT bu kez Sovyet servisleriyle birlikte Batılı ülkelerin yürüttüğü casusluk faaliyetlerine karşı koyacak, liberal ve demokrat örgütlenmeleri hedef alacaktı. MİT bu süreçte kesinlikle sadece iç güvenlik endişesiyle değil, devlet çapında milli güvenlik istihbaratı görevi çerçevesinde yapılandırılmıştır. Teşkilat, devletin o dönem hakim olan milli güvenlik kavramına ve milli güvenlik çıkarlarına uygun hareket etmiştir. MİT geçmişte de dış istihbarat konusunda, yurtdışına yönelik stratejik ve güvenlik istihbaratı alanlarında başarılı faaliyetler gerçekleştirmiştir.

Türkiye’de bütün departmanlar MİT çatısı altında toplandı ancak gelişmiş ülkelerde bu gibi farklı alanlar farklı teşkilatlarda ele alınıyor. MİT İngilizlerin MI6’sı ya da ABD’nin FBI’ı gibi hem iç hem dış güvenlik istihbaratı topluyor. ABD ve İngiltere’nin istihbarat ve güvenlik ihtiyacı bu ülkelerin savunma, güvenlik ve istihbarat vizyonları, misyonları, yapılanmaları ve faaliyet alanları üzerinde belirleyici olmaktadır.Türkiye’yi bu ülkelerle karşılaştırmak ya da bu ülkelerdeki kurumları ithal etmek yüzde yüz fayda sağlamaz. Nasıl demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü gibi evrensel kavramları ülkemizin siyasi ve demokratik kültürüne göre yorumladığımız için bir türlü istenilen niteliğe ulaşamıyorsak, yabancı kurumları ithal edip mevcut zihniyetimizi ve bakış açımızı değiştirmediğimiz takdirde verim almamız mümkün değildir.

Böylece Türkiye’de Milli İstihbarat Teşkilatı’nın son altı yılda karşı karşıya kaldığı açmazın kimden ve neden kaynaklandığı ortaya çıkmıştır. MİT’i tanımayan, geçmişini, personelini, operasyonel ve istihbarat yeteneklerini bilmeyen ithal yöneticiler hızla kadrolaşmak için, kurumun donanımlı ve tecrübeli personelini değişik yöntemlerle tasfiye etmişler, ardından kurumu milli güvenlik istihbaratından uzaklaştırarak, küresel projelere alet edilen maceracı dış politikanın hizmetine sokmuşlardır.MİT’in ithal yöneticileri istihbaratçı gibi değil diplomat gibi davranarak terörü mücadele yerine müzakere yoluyla önleyebileceklerini sanmışlardır.Ancak altı yıldır ne terörü ne de 15 Temmuz gecesi darbe girişimini önleyebilmişlerdir.

 

[1] Körlerin Fil Tarifi, http://mevlanadanhikayeler.blogspot.com.tr/2013/01/korlerin-fili-tarifi.html

[2] İstihbaratta yeniden yapılanma, http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/abdulkadir-selvi_615/istihbaratta-yeniden-yapilanma_40178159

[3] Körlerin Fil Tarifi, http://mevlanadanhikayeler.blogspot.com.tr/2013/01/korlerin-fili-tarifi.html

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir