Darbe Girişimi Sonrası İstihbarat Reformu

image
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Darbe girişimi sonrası üzerinde sıkça durulan konuların biri de istihbarat alanında yapılması düşünülen değişikliklerdir. İstihbarat reformuna ilişkin öneri geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunuldu. Ancak medyada yer alan haberlere bakıldığında istihbarat sorununun, tıpkı TSK’da olduğu gibi, bir yapılanma ve komuta kontrol sorunu olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. Nitekim yetkililerin ifadeleri ve hükümete yakın köşe yazarları bu hususları teyid etmektedir. İstihbaratın yeniden yapılandırılmasında, Cumhurbaşkanı’nın başkanlık ya da partili başkanlık hedefi ile TBMM’deki siyasi partilerin tutumu belirleyici olacaktır. Zira Genelkurmay Başkanlığı ve MİT Müsteşarlığı’nın Cumhurbaşkanına bağlanması için anayasa değişikliği gerekmektedir. Hatta sadece bu iki konuda yapılacak anayasa değişikliğinin de yeterli olmayacağı anlaşılmaktadır. Devletin yaklaşık bir asırlık yönetim sisteminde ve işleyişinde de köklü değişikliklerin yapılmasına ihtiyaç duyulacaktır.

Savunma, güvenlik ve istihbarat teşkilatlarının hangi kişi ve kurumlara bağlı olacağı ülkelerin yönetim biçimlerine, rejimlerin niteliklerine ve güvenlik kültürlerine göre değişiklik göstermektedir. Örneğin başkanlık sistemi ile yönetilen Rusya Federasyonu’nda Savunma, İçişleri, Dışişleri, Acil Durumlar Bakanlığı gibi savunma ve güvenlikle ilgili bakanlıkların yanısıra istihbarat ve güvenlik teşkilatları doğrudan Kremlin’e bağlıdır. Hükümet ise ağırlıklı olarak ekonominin yönetimiyle, kalkınma projeleriyle, sosyal, eğitim, tarım politikalarıyla ilgilenmektedir. ABD’de durum biraz daha farklıdıdır.ABD’de Başkan hem devletin hem de yürütmenin başıdır. Dolayısıyla hem Başkan hemde Başbakan yetkilerine sahiptir.ABD’de istihbarat ve güvenlik teşkilatları müstakil veya bakanlıklara bağlı olarak faaliyet göstermektedir. Servisler, güncel tehditlerle başetmek, dublikasyonları ve israfı önlemek, eşgüdümü sağlamak ve çalışmalardan azami verimi almak amacıyla bir çatı kuruluşun bünyesinde toplanmışlardır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa’ya göre TSK’nın başkomutanı olduğu yorumundan hareketle Genelkurmay Başkanlığı ve MİT Müsteşarlığı’nın kendisine bağlanması gerektiğini savunmaktadır. Erdoğan, mevcut haliyle MİT’in Başbakan’a bağlı olduğunu, MİT Müsteşarı’nın kendisiyle haftalık görüşmelerde bir araya geldiğini vurguladı.[1] MİT Müsteşarı’nın darbe girişimini önceden Cumhurbaşkanı’na ve Başbakan’a haber vermediği, darbe gecesi iki liderin saatlerce MİT Müsteşarına ulaşamadıkları dikkate alındığında, MİT’in Cumhurbaşkanı’na ya da Başbakan’a bağlı olmasının milli güvenlik açısından nasıl bir fark yaratacağı ortaya konulmuş değil. Parti liderliğinden gelen güçlü bir Cumhurbaşkanı yasama, yürütme ve yargı üzerinde son derece etkili bir pozisyondayken, istediği kurumun yönetimine istediği bürokratın atamasını yaparken, kurumların doğrudan kendisine ya da Başbakan’a bağlı olmalarından pratikte ne gibi bir yarar beklendiği henüz açıklanmış değil. Kaldı ki yasama, yürütme ve yargı arasında güç dengesinin olduğu parlamenter sistemlerde liyakata önem verilir, denetim ve kontrol mekanizmaları daha sağlıklı işler. Böylece kurum ve kuruluşlar şeffaf bir şekilde denetlenirler, dolayısıyla çok daha etkin ve verimli olarak çalışırlar.

MİT ile ilgili olarak üç temel değişiklik yapılması üzerinde duruluyor. Birincisi MİT’in Başbakan yerine Cumhurbaşkanı’na bağlanması, ikincisi MİT’in sadece dış istihbaratla uğraşması, üçüncüsü ise iç istihbarat birimlerinin Polis ve Jandarma’ya bağlanması öngörülüyor. [2]

Öncelikle şu hususun dikkate alınmasında fayda bulunmaktadır. MİT, sadece iç ve dış istihbarat değil, devlet düzeyinde milli güvenlik istihbaratı yapan bir kuruluştur. MİT bugüne kadar müteaddit defalar yapısal değişikliklere tabi tutulmuştur. MİT geçmiş reform paketlerinde istihbarat faaliyetlerini iç ve dış, toplama ve değerlendirme, operasyon ve analiz şeklinde birçok kez yapılandırmıştır. MİT, son altı yıldır ise dış politik hedeflere paralel olarak dış istihbarat ve stratejik analiz ağırlıklı bir bakış açısıyla yönetilmiştir. Bu amaçla 2014 yılında kurumun görev, yetki ve sorumlulukları genişletilmiş, tüm resmi ve özel kurum ve kuruluşlardan bilgi alınmasının yasal zemini hazırlanmış, MİT personeline son derece özel bağışıklık zırhları giydirilmiştir. Ancak milli güvenlik ve dış politika açısından vardığımız nokta ortadadır.

Türkiye’nin istihbarat ihtiyaçları kuşkusuz giderek artmakta, kapsamı ve içeriği değişmektedir. Küresel ve bölgesel koşullar, değişen düşman algısı ve tehdit sıralaması, düşmanların niteliği ve niceliği, hareket tarzı, teknolojik yenilikler, servislerin personel, eğitim, faaliyet usul ve yöntemlerindeki değişiklikler MİT’in geçmiş reformlarının, yapısal ve fonksiyonel değişikliklerin, kavram değişikliklerinin gerekçesini oluşturdu. Nitekim 1990’lı yıllarda ve 2000’li yılların başlarında değişen koşullara karşı sadece yapısal değil kavramsal değişiklikler de yapıldı.

Dünya örneklerine bakıldığında büyük devletlerin istihbarat servislerini; siyasi, ekonomik ve güvenlik kültürleri, jeopolitik konumları, milli güçleri, milli menfaatleri ve değişen tehdit algılamalarına uygun olarak yapılandırdıkları görülmektedir.

Örneğin dünyanın her köşesinde menfaati olan, küresel ve bölgesel rakiplerini alt etmeye çalışan ABD’de başta NSA, CIA ve FBI olmak üzere çok sayıda uzman istihbarat ve güvenlik kuruluşu vardır. Söz konusu kuruluşlar Washington’un hedeflerine uygun olarak faaliyet göstermektedir. Amerikan istihbarat ve güvenlik servisleri 11 Eylül saldırılarından sonra eşgüdümün sorununu ortadan kaldırmak için bir şemsiye yapı altına girmişlerdir.

Sovyetler Birliği ve Rusya örneğine bakıldığında, ülkenin içinden geçtiği olağanüstü koşullara göre istihbarat ve güvenlik teşkilatlarının sürekli yasal, yapısal ve fonksiyonel değişikliklere tabi tutulduğu görülmektedir. 1917 Bolşevik devriminden SSCB’nin kurulduğu 1922 yılına kadar ÇK (Çeka) yeni devletin sadece istihbarat ve güvenlik teşkilatı olarak değil, rejim muhaliflerinin tasfiyesi, isyanların bastırılması ve gerektiğinde paramiliter bir güç olarak görev üstlenmiştir. Sovyet istihbarat ve güvenlik servisleri KGB’nin 1953 yılındaki kuruluşuna kadar sürekli yapısal ve görevsel değişikliklere tabi tutulmuştur. KGB, Askeri İstihbarat (GRU) dışındaki neredeyse tüm birimleri bünyesinde toplamış; Sovyetler Birliği’nin gizli polisi, iç istihbarat ve güvenlik teşkilatı, dış istihbarat teşkilatı, sınır muhafızları ve elektronik istihbarat birimleri bu çatı kuruluş altında faaliyet yürütmüştür. KGB, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecini geri çevirmek için Gorbaçov’a karşı bir darbe girişiminde bulunmuş, Yeltsin ve arkadaşlarının güçlü bir şekilde karşı durmasıyla darbe önlenmiştir. Yeltsin devlet Başkan’ı seçilince KGB Direktörü’nün elinde böylesine büyük bir güç bulundurmasının ileride yönetim açısından tehdit oluşturabileceği endişesiyle servisi yapılandırmıştır. KGB, 1993 yılında iç güvenlik konularına bakan Federal Kontrentelijans Servisi (Ardından Federal Güvenlik Servisi-FSB), Dış İstihbarat Teşkilatı (SVR), Sınır Muhafızları Servisi, Haberleşme ve Enformasyon Ajansı (FAPSI) ve Devlet Büyükleri Koruma Teşkilatı (FSO) gibi çeşitli birimlere ayırmıştır.

Ancak sadece yapısal değişikliklerin istihbarat ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılamadığı, 1990’lı yıllarda başta Çeçenistan olmak üzere federal cumhuriyetlerde dış destekli ayrılıkçılık hareketler, dinci terör ve sair tehditler üzerine Putin’in Sınır Muhafızları ve Elektronik İstihbarat birimleri yeniden FSB’nin bünyesine katılmıştır. Ardından Ulusal Terörle Mücadele Komitesi (NAK) kurulmuştur. FSB Direktörü’nün genel sekreterliğini yürüttüğü komitede ülkedeki tüm güvenlik ve istihbarat servislerinin başkanları yer almıştır. NAK Rusya Federasyonu’nda terörle mücadelenin eşgüdümünü sağlamıştır. Ardından Parlamento’da FSB’ye yurtdışında terörle mücadele göreve verilmiştir.

ABD ve Rusya örneklerine bakıldığında her iki ülkenin de jeopolitik konumları, stratejik hedefleri, küresel rakipleri, iç ve dış güvenlik mülahazaları çerçevesinde istihbarat ve güvenlik kuruluşlarını yeniden yapılandırdıkları görülmektedir. İki ülke de küresel güç olup, insan kalitesi, teknolojileri ve hedefleri açısından üst grupta yer alan ülkelerdir.

Türkiye’de istihbarat alanında bugüne kadar çok sayıda yapısal değişiklik gerçekleştirilmiş, siyasi mülahazalar, insan kalitesi, yönetimin bakış açısı, vizyon eksikliği ve kavramsal yetersizlikler sebebiyle istenilen hedeflere ulaşılamamıştır.15 Temmuz sonrasında savunma, güvenlik ve istihbarat sistemlerinin yeniden düzenlenmesi bir zaruret haline gelmiştir. Ancak Türkiye’nin yapması gereken düzenlemeler, diğer ülke örneklerinden yararlanmakla beraber, jeopolitik konumu, imkan ve kabiliyetleri ve ihtiyaçları doğrultusunda planlamaya dayanmalıdır. Yani ihtiyaçları, kaynakları, imkanları ve yetenekleri arasında mantıklı bir ilişki kurması gerekmektedir. Bakış açısı, hedef, eğitim, insan niteliği, kaynak değişmeden yapısal değişiklikler hiçbir işe yaramaz.

 

 

[1] İstihbaratta yeniden yapılanma,02 Ağustos 2016, http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/abdulkadir-selvi_615/istihbaratta-yeniden-yapilanma_40178159
[2] ]İstihbaratta yeniden yapılanma,02 Ağustos 2016, http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/abdulkadir-selvi_615/istihbaratta-yeniden-yapilanma_40178159
[3] Hükümet Sözcüsü:istihbaratın da yeniden yapılandırılması gündemde, 01 Ağustos 2016, http://t24.com.tr/haber/numan-kurtulmus-aciklama-yapiyor,352839
[4] Batuhan Yaşar, İstihbaratta milli dönem, 03.08.2016, http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/batuhan-yasar/592633.aspx
[5] Batuhan Yaşar, İstihbaratta milli dönem, 03.08.2016, http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/batuhan-yasar/592633.aspx
[6] Darbe Sonrası Kritik Adım! MİT Yeniden Yapılandırılacak, 2 Ağustos 2016, http://www.haberler.com/darbe-sonrasi-kritik-adim-mit-yeniden-8666092-haberi/

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Yazar Hakkında

Dr. Erhan Canikoğlu
MGK'nın Dış Politika'daki Rolü teziyle yüksek lisans, Rusya'nın Yakın Çevre Politikası teziyle doktora derecesi aldı. Rusya, Yunanistan ve Irak'ta dış görevlerde bulundu. İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma konularında uzman ve yönetici olarak çalıştı.

İlk yorumu siz yapın "Darbe Girişimi Sonrası İstihbarat Reformu"

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.


*