Başkanlık-Federasyon Ekseninde Siyaset ve İstihbaratta Yasadışı Yapılanma

28_d
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Turgut Özal’ın Anavatan Partisi liderliğiyle birlikte MİT Müsteşarlığına alternatif olarak Emniyet Genel Müdürlüğü’nün istihbarat alanındaki görev ve yetkileri artırıldı. Özal, 12 Eylül darbesinin ardından Bülent Ulusu’nun kurduğu hükümette ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevini üstlenmişti. Kürt annenin çocuğu olarak dünyaya gelen Özal Nakşibendi Cemaati’ne mensuptu. Bir taraftan Siyasal İslamcı, öte yandan liberaldi. Amerikan yaşam tarzını benimsemekteydi. Zaten 1950’li yıllarda ikinci eşi Semra hanımla birlikte uzun süre ABD’de Teksas’ta yaşamıştı. Özal’ın hayali federal bir devlet kurup başkanlığını yürütmekti. Özal 1991 yılında Aktüel dergisine verdiği mülakatta Kürtlerle federasyona gidilmesi gerektiğini savunmuş, “inşallah bir gün valilerini de seçerler, bu iş biter” demişti.[1]

Aslında bu fikrin kökleri Türkiye-İran-Irak topraklarında bir federe Kürt Devleti kurulması ve bu federe devletin Türkiye’ye bağlanması yönünde 1965 yılında ABD tarafından yapılan öneriye dayanmaktaydı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üniter yapısını bozarak federal bir devlete dönüştürmek,  Ortadoğu’da bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını hedefleyenlerin açıkça telaffuz ettikleri bir konuydu. Sözkonusu proje Siyasal İslamcı ve Yeni Osmanlıcı siyaset anlayışını benimseyen kişi ve kurumların da desteğiyle bugünlere ulaştı. Bu fikri benimseyen askerler de vardı. Örneğin Kenan Evren, 28 Mayıs 2000’de Yeni Bin Yıl gazetesine verdiği mülakatta “Türkiye’de valileri seçilmiş dört eyalet istedim, olmadı” demişti.[2] Atlantik ötesinden kurgulanan 12 Eylül darbesinin lideri Evren federasyon isterken, ilginç bir şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri kurumsal olarak federal devlet yönetimine karşı çıkmaktaydı. Bu durum TSK’nın milli menfaatleri ilgilendiren konularda fikir birliği içinde olmadığını göstermekteydi.

Özal’ın Başbakanlığı sırasında 1985 yılında Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nda yapılan değişikliklerin ardından Emniyet Genel Müdürlüğü’nün iç istihbarat alanındaki konumu güçlendirildi. 3233 sayılı kanunun Ek 7. maddesinde sıralanan görevler büyük oranda MİT’in görevleriyle çakışmaktaydı.[3] DYP iktidarı döneminde de Tansu Çiller iç istihbaratı MİT’ten alıp Emniyet Genel Müdürlüğü’ne vermeyi hedefledi. Buna  paralel olarak Emniyet mensuplarının ABD’de çeşitli istihbarat ve güvenlik teşkilatlarında istihbarat eğitimi almalarının yasal zemini oluşturuldu. Emniyet Genel Müdürlüğü’nden çok sayıda rütbeli istihbaratçı ve terörle mücadele görevlisi FBI ve diğer servislerden eğitim aldı.

Genelkurmay Başkanlığı ve MİT’te Türkiye’nin milli menfaatlerini gözeten, çoğunlukla laik ve demokratik değerleri benimsemiş kadrolar mevcuttu. 12 Eylül sonrasında iktidara gelen merkez sağ partiler ve dinci Refah Partisi ise başta Nakşibendiler olmak üzere çeşitli tarikat ve cemaate mensup kadrolara kapılarını açmaktaydı. İşte böyle bir ortamda Emniyet Genel Müdürlüğü, çoğu tarikatlar ve cemaatlerle bağlantılı personelini ABD’ye yurtdışı eğitime gönderdi. Polisler ABD’de sadece ilgili kurum ve kuruluşlardan istihbarat eğitimi almakla kalmıyor, aynı zamanda yüksek lisans ve doktora programlarına devam ediyorlardı. Polis memurlarının yurtdışında lisansüstü eğitim programlarına kurumsal olarak devam etmeleri ise 2002 yılından itibaren yani AKP iktidarıyla birlikte başladı.[4]

Yurtdışında lisansüstü programlara katılmak için Polis Akademisi mezunu olmak ve üç yıl süreyle mesleki hizmet vermek gerekiyordu TOEFL’dan en az 520 puan alan adaylar mülakatta başarılı oldukları takdirde yurtdışı eğitime gönderiliyorlardı. Adaylar Kuzey Teksas Üniversitesi’ndeki Polis Eğitimi İçin Türk Enstitüsü (TIPS) isimli enstitüde dört ay süreyle oryantasyon eğitiminden geçirilmekteydiler. Bu süre zarfında adaylara akademik çalışmalar, Amerikan Hukuk Sistemi ve Amerikan yaşam tarzı hakkında eğitim verilmekteydi. Oryantasyonda ilgi alanları ortaya çıkarılan adaylar daha sonra Ceza ve Adalet Bilimleri fakültelerine yerleştiriliyorlardı.

TIPS, 2000’li yılların başında ODTÜ’de polislere eğitim vermek üzere kurulan enstitünün yurtdışındaki muadili pozisyonundaydı. 2008 yılı itibariyle ABD’de 29-35 yaş arasında 130 polis öğrenci sekiz farklı üniversitede öğrenim görmekteydi. İngiltere, Fransa ve Almanya’da da az sayıda lisanüstü öğrenim gören öğrenci bulunmaktaydı. Türk polisleri genellikle terör, istihbarat, suç önleme, organize suçlar, bilişim suçları, polis eğitimi, polis yöneticisi eğitimi gibi konularda yüksek lisans ve doktora öğrenimi görüyorlar.[5]Yurtdışında lisans üstü öğrenim gören polisler Türkiye’ye dönünce Polis Akademileri’nde görev yapıyor, ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğü’nün kritik makamlarına atanıyorlardı. TIPS, daha sonra Teksas’tan Washington’a taşınarak Güvenlik ve Demokrasi İçin Türkiye Enstitüsü (TISD) adını aldı.

TIPS veya TISD’in temel sorunu ise FBI ve CIA mensuplarının ders verdiği bir enstitü olmasıydı. Amerikan servisleri Gülen Cemaati süzgecinden geçirilerek ülkelerine gelen Türk polisini zaman içerisinde kendi ülkelerinin çıkarlarına hizmet edecek konuma getirecek tedrisattan geçirmekteydi. Zira bu Amerikan servisleri için bulunmaz bir nimetti. Belirli bir süre sonra Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Akademileri, İstihbarat, Terörle Mücadele ve Siber Suçlarla ilgili ünitelerinde önce Gülen’in, ardından CIA ve FBI’ın tedrisatından geçen kadrolar yer alacaktı.

Emniyet’in istihbarat alanındaki konumu güçlendirilirken, MİT’in PDY/FETÖ ve CIA bağlamındaki ilişkisi ise Langley’in talebi üzerine Gülen Cemaati’nin Sovyet sonrası coğrafyada okullar açmak suretiyle eğitim üzerinden halkı dönüştürmek ve muhtemelen Washington yanlısı rejimleri işbaşına geçirmekten ibaretti. MİT’in sözkonusu projede yeralan yetkilisi ise Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarlığı’na atandığı 2010 yılından itibaren uzun süre anılanın bir numaralı yardımcılığını yaptı. Gülen’in güçlü olduğu dönemde ailece kendilerini çevrelerine Gülenci olarak tanıtmaktan kaçınmayan bu yetkili bir taraftan kurumdaki “Alevi kökenlileri” tespit etmeye çalışırken, öte yandan geçmişten gelen tek tük dini eğilimli personeli üst makamlara taşıdı. Bu görevli ayrıca Fidan’ın dışarıdan kuruma atadığı milli güvenlik açısından sıkıntılı arkadaşlarına yer açmak ve MİT’te FETÖ/PDY’ci yapılanmanın temelini atmak amacıyla Teşkilatın üst ve orta düzey yönetim kademelerindeki personeli pasif görevlere atama ve disiplin cezası yoluyla emekliliğe zorlama stratejisini izledi.

Bu süreçte MİT’in ithal kadroları ve onların kurum içindeki işbirlikçileri ortaklaşa hareket ettiler. İhanet odakları adım adım FETÖ/PDY karşıtı ve gelecek vadeden personel hakkında uydurma şikayetlerle disiplin soruşturması açtırıp personeli emekliliğe zorladılar. Kimi zaman da personeli bir başka kuruma atamak amacıyla önceden anlaştıkları müfettişlerin 2937 sayılı kanunun 19. maddesi uyarınca idari tedbir talebinde bulunmalarını sağladılar. Sözkonusu maddeye göre; MİT fiili kadrosuna dahil personelden teşkilatın özelliği ve hizmetin gerekli kıldığı şart ve vasıflar gözönüne alınarak teşkilata intibak edemedikleri üstlerince tescil edilenler, MİT Müsteşarı’nın teklifi ve Başbakanın uygun görmesi üzerine genel hükümlere göre başka bir kurum veya kuruluşa naklen atanırlar.[6]

MİT Müsteşarı olduktan sonra Başbakanlık’tan, Başbakanlık Hukuk Müşavirliği’nden, Dışişleri Bakanlığı’ndan, Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndan, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden, Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü’nden, Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığı’ndan, Mardin Artuklu Üniversitesi’nden, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan, Star Gazetesi’nden, TSK’dan (emekli askerler) ve özel sektörden milli istihbarat nosyonu, donanımı ve vizyonu olmayan, bir kısmının hakkında yapılan tahkikat sonuçları olumsuz çıkan, bir kısmı kurumlarında ağır yolsuzluk soruşturması geçirmiş, milli güvenlik açısından sakıncalı ve FETÖ/PDY bağlantılı kişileri MİT’e atayan Hakan Fidan, uzun yıllar MİT’in karargah, bölge ve yurtdışı ünitelerinde, haber toplama ve analiz memuru, yönetici ve temsilci düzeyinde görev yapmış istihbarat ve istihbarata karşı koyma uzmanlarını “Teşkilat şart ve vasıflarını taşımadıkları” gerekçesiyle kurumdan ihraç etmiştir.

MİT’in son altı yılda PKK ve IŞİD’in terör saldırılarını, bombalama eylemlerini ve son olarak darbe girişimini neden tespit edemediği açık olup, mevcut istihbarat yönetimi ve vizyonuyla hiçbir yapısal değişikliğin fayda sağlamayacağı izahtan varestedir.Devleti yönetenlerin, emperyalizmin Türkiye’deki darbelerle, başkanlık ve federal devlet sistemiyle ilişkisini, bu süreçte sivil ve askeri bürokrasi ile istihbarat servislerinin rolünü, FETÖ/PDY yapılanmasının devletin istihbarat mekanizmasındaki kadrolaşmasını sağlıklı bir şekilde analiz edip, Türkiye’yi içine düşürüldüğü bu zor durumdan bir an önce çıkarmaları gerekmektedir. Bunu yolu ise güvenlik ve istihbarat servislerinin, hiçbir kişi, kurum, tarikat, cemaat, siyasi parti ve yabancı ülkeye bağlı olmayan, Türkiye’nin milli menfaatlerini gözetecek, liyakat sahibi kadrolara emanet edilmesinden geçmektedir.Kısaca istihbarat yeniden millileşmelidir. Lafla yerli ve milli olunmaz. Aksi halde ne devleti yönetenler, ne devlet, ne ülke, ne de millet huzur ve güvenlik bulamayacaktır.

 

 

[1] Türkiye’nin[yi] federasyona dönüştürme fikrinin kısa tarihi, 20 Kasım 2007, http://blog.milliyet.com.tr/turkiye-nin-federasyona-donusturme-fikrinin-kisa-tarihi/Blog/?BlogNo=76773

[2] Ibid

[3] Ek Madde 7- (Ek.16/6/1985-3233/7) Polis, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, emniyet ve asayişi sağlamak üzere ülke seviyesinde istihbarat faaliyetinde bulunur, bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştırır.Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapar.

[4] ABD’de açılan Türk Polis Çalışmaları Enstitüsü (TIPS) Türk Polisinin İmajını Değiştiriyor, 08 Mayıs 2008, http://www.haberler.com/abd-de-acilan-turk-polis-calismalari-enstitusu-haberi/

[5] Ibid

[6] https://www.mit.gov.tr/2937.pdf

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Yazar Hakkında

Dr. Erhan Canikoğlu
MGK'nın Dış Politika'daki Rolü teziyle yüksek lisans, Rusya'nın Yakın Çevre Politikası teziyle doktora derecesi aldı. Rusya, Yunanistan ve Irak'ta dış görevlerde bulundu. İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma konularında uzman ve yönetici olarak çalıştı.

2 Comments on "Başkanlık-Federasyon Ekseninde Siyaset ve İstihbaratta Yasadışı Yapılanma"

  1. M. Gökhan USTABAŞI | 19 Ağustos 2016 at 10:54 | Cevapla

    Tarikatlar, cemaatler, siyasiler, bürokratlar, işadamları, emniyet mensupları, askerler, istihbaratçılar, emperyalist ülkelerin gizli servisleri, hepsi ve daha niceleri iç içe girmiş bu güzelim ülkeyi nasıl bitiririz diye planlar yapmışlar, yapmaya da devam ediyorlar. Yazık hem de çok yazık! Biraz da ülkenizi sevin ve kollayın be kardeşim, geleceğiniz bu ülkenin bağımsız olması ve çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması ile olacak, anlayın ve böyle yaşayın.

  2. Ya küçülecegiz yada büyüyecegiz diye zamanında bunları bize anlatmaya çalışmışlar,bir projenin parçasıyız deselerdi daha çabuk ve net anlardık

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.


*