MİT’te Tasfiye Yöntemi Olarak Disiplin Soruşturmaları ve 19.Maddenin İşletilmesi

hukuk_adalet
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Türkiye Cumhuriyeti devleti, ülkesi ve milletiyle son yıllarda ciddi bir varoluş tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Durum bir süredir tehlike boyutunu aşarak modern Türkiye’nin kurucu temellerine yıkacak niteliğe büründü. 15 Temmuz Darbe gecesi yaşananlar tehdidin nasıl aleni bir gerçeğe dönüştüğünü ortaya koydu. Tehdidin böylesine yıkıcı boyuta ulaşmasında yetkililerin siyasi hataları kadar bürokrasiyi ehliyetsiz ellere teslim etmeleri de önemli rol oynadı. Bu süreçte tartışmaların merkezine Milli İstihbarat Teşkilatı yerleşmiştir. MİT’te Nisan 2010’dan itibaren uygulanan zoraki dönüştürme süreci bir taraftan kurumda FETÖ/PDY yapılanmasının önünü açarken, kurumun istihbari reflekslerinin zayıflamasına sebep olmuştur. İthal yöneticiler kurum içinde hızla kadrolaşırken, mevcut personeli çeşitli yöntemlerle tasfiye ettiler. Kimi zaman emekliliğini hak etmiş personeli ek gösterge iyileştirmeleriyle teşvik ederken, kimi zaman pasif görevlere atayarak veya mobbing uygulayarak emekliliğe zorladılar. Mesleki kariyerini sürdürmek isteyenleri  kurumdan uzaklaştırmak için disiplin soruşturmalarını ve idari tedbirleri harekete geçirdiler.  Bu yazının amacı MİT’in yeni yönetiminin kurumu dönüştürmek amacıyla başvurduğu tasfiye yöntemlerinden disiplin soruşturmaları ve idari tedbir kararlarının içeriğini örnek olaylarla ortaya koymak, yaşamını devletine, milletine ve ülkesine adayan MİT mensuplarını kirli yöntemlerle kurumdan nasıl tasfiye edildiklerine ışık tutarak kamuoyu, yasama, yürütme ve özellikle yargı nezdinde farkındalık yaratmaktır.

Fidan’ın Müsteşarlığı’nda Tasfiye ve Kadrolaşma

Kurumun başına dışarıdan atanan müsteşarın kariyer istihbaratçı olmaması, MİT’in milli güvenlik istihbaratı görevini özümsememesi ve MİT personelini tanımaması başlıca handikapları arasındaydı. Yeni müsteşarla birlikte Teşkilat hızla erozyona uğradı ve milli niteliğinden uzaklaştı. Teşkilat, 2007 yılından itibaren giderek belirginleşen yeni Osmanlıcı ve saldırgan dış politikanın hizmetine sokuldu. İslam dünyasında emperyalist değişim ve dönüşüm projelerinde görevlendirildi. Sonuç ise hüsran oldu.Müsteşar kurumu geleneksel rotasından çıkarırken artık klasikleşmiş iki hareket tarzını benimsedi. Birincisi kuruma hakim olmak adına kilit noktalarına dışarıdan (hangi referanslara göre alındıkları çok belirgin olmayan) çeşitli üst ve orta düzey yönetici getirdi. Yeni memur alımlarında ya da diğer kurumlardan yatay geçişlerde siyasi, cemaat ve tarikat referanslı kişilere yöneldi. İkincisi ise kurumun kıdemli personelini yavaşça tasfiye etti.

Müsteşarlık, üst düzey personeli tasfiye etmek için bir taraftan pasif görevlere ve müşavirlik kadrolarına atama yaparken, öte yandan mesnetsiz iddialar ve iftiralarla haksız disiplin soruşturmaları açtırarak cezalar yağdırdı. Böylece her iki yol aynı kapıya çıkmaktaydı. Devletin milli güvenlik istihbaratının oluşmasında ve tehditlerle etkin şekilde mücadelede rol oynayan üst ve orta düzeydeki yöneticiler, mobbing, pasif göreve atama ve haksız disiplin cezalarının yol açtığı kırgınlıkla kurumdan uzaklaş(tırıl)ıyorlardı.  Öte yandan emekliliğini hak etmekle birlikte daha uzun süre çalışma imkanı olan, ideal sahibi personele ağır disiplin cezaları verilmesinin yanısıra, kurumdaki geleceğinin önünü kesmek amacıyla iç sistematikte “idari tedbir” olarak nitelendirilen 19.madde[1] hükümleri uygulanıyordu.

19.maddeye dayanılarak alınan idari tedbir kararı, MİT personelinde bulunması gereken vasıfları artık taşımadığı belirlenen personelin Başbakanlığın onayı ile bir başka kurum veya kuruluşa atanmasını içermekteydi. Memur, MİT içinde sahip olduğundan çok daha düşük derece, gösterge ve kadrolaya atanıyor, eski maaşının 1/3’ü karşılığı çalışmak zorunda kalıyordu. Daha önemlisi ise hakkında idari tedbir kararı alınan personel MİT’ten tecrit ediliyor, kurumun bina, tesis ve lojmanlarına girmesi, sağlık tesislerinden yararlanması, mesai arkadaşlarıyla görüşmesi yasaklanıyordu. Hakkında 19.madde çerçevesinde tedbir kararı verilen personel, emekli olmayı tercih ettiğinde ise hukuka aykırı şekilde hakkında kurum içi emir yayınlanıyor ve aynı yaptırımlara tabi tutuluyordu. Bu personele emekli kimlik kartı, şilt ve berat verilmiyordu. Dolayısıyla, MİT kanununun 19.maddesi hak, hukuk ve adalete aykırı, makamın keyfi uygulamaları sonucunda kendini kurum hizmetlerine ve dolayısıyla ülkesine adamış personeli “hain” ilan etmekle eş anlamlı hale geliyordu. İşin ilginç tarafı hayatının on, yirmi, hatta otuz yılını kuruma vermiş bir personelin “uygun vasıf taşımadığı” kararını kurumsal geçmişi birkaç yılı aşmayan, istihbaratı ve istihbaratçıyı tanımayan kişiler veriyordu.

Bugüne kadar yüzlerce MİT mensubu, Türk ceza kanununa göre suç oluşturmayan fiilerden ötürü,  amirlerinin öznel tutumları, kariyer hedeflerinin engellenmesi ve MİT’i devletin milli menfaatlerine uygun rotada tutma iradesi gösterdikleri için tasfiye edilmişlerdir. Fidan yönetimi,  son yıllarda Teftiş Kurulu eliyle çoğu nitelikli personel hakkında hukuka ve gerçeğe aykırı isnatlarla soruşturma açtırıp disiplin cezası ve/veya idari tedbir kararı (19.madde) vererek, personelin kariyerini zedelemiş ve emekliliğe ayrılmak zorunda bırakmıştır. Fidan ve arkadaşlarını uyguladığı bu yöntem FETÖ/PDY mensuplarının TSK’ya, yargıya ve bürokrasiye hakim olmak için uyguladığı yöntemlerle birebir aynıdır.

MİT Yönetimi’nin Tarafgirliği

MİT Müsteşarları, kurum içerisinde personel alımı, ataması, terfi, özlük hakları, disiplin işlemleri konularda son derece geniş yetkilere sahiptir. Müsteşar, gerektiğinde bir personel hakkında memuriyetten çıkarma, üç yıl kademe ilerlemesinin durdurulması ya da maaş kesilmesi gibi ağır disiplin cezaları ile sonuçlanacak soruşturmaları başlatmak üzere Teftiş Kurulu Başkanlığı’na emir verebilmektedir. Müsteşarın ya da Müsteşarlık Makamının herhangi bir personel hakkında doğru ya da yanlış edindiği kanaat o personel için son derece ağır disiplin sonuçları doğuracak bir soruşturmaya dönüşmektedir.

Müsteşar memuriyetten çıkarma ya da üç yıl kademe ilerlemesi cezası alabilecek suçu işleyen iki memurdan biri hakkında soruşturma açtırıp, mesleki ya da memuriyet kariyerini sona erdirebilirken,  diğer memur hakkında soruşturma açılmasına gerek görmeyebilmektedir. Örneğin geçmişte bir MİT mensubu Ankara’nın göbeğinde tartıştığı polis memurlarına silah çekmesi üzerine, muhatapları tarafından yakalanarak yere yatırılmış ve başına ayakla bastırılmıştır. Bu olay memur hakkında disiplin soruşturması açılmasını ve sonucuna göre ihracına sebep olacak ceza verilmesini gerektiriyordu.  Ancak Müsteşar ahte vefa duygusuyla sözkonusu personel hakkında soruşturma dahi açtırmamıştır. Aynı Müsteşar Karargah’ta görevli iki daire başkanının bayan meslektaşlarıyla evlilik dışı, memuriyet etik ve kurallarına uymayan ilişkileri ortaya çıkınca, soruşturma açtırmak bir yana daire başkanlarının ortalıkta görünmemeleri için yurtdışına atanmalarını uygun görmüştür. Sonuçta biri uzak bir ülkeye atanırken, diğeri görevini sürdürmeyi başarmıştır.

Aynı Müsteşar, en önemli dış postlardan birine göndereceği başarılı bir personeline, sözkonusu ülkeye gidemediği için hayıflanan birkaç kursiyerin işbirliğinde bir emekli binbaşı ve bir emekli başçavuşun kurduğu komploya istinaden  soruşturma açtırmış ve “kınama” cezası vermiştir. Müsteşar, personelin cezaya itiraz etmesi halinde kendisini yurtdışına göndermeyeceği yönünde dolaylı tehditte bulunmuş, ardından memurunu kendisini temsilen önemli bir başkente dış göreve göndermiştir. Benzer çifte standartı Fidan da uygulamıştır. FETÖ/PDY unsurlarının ve ahlaksız bir amirinin komplosuna maruz kalan memurunu dinlemezken, maiyetindeki bayan memuru taciz eden bir daire başkanını makamına kabul etmiş, ardından Yüksek Disiplin Kuruluna talimat vererek şahsın maaştan kesme cezasını kaldırtmıştır. Devletin en kritik kurumlarından birinin emanet edildiği yüksek bürokratın,  mesleki yetersizliğin yanısıra, adalet, hak ve hukuk duygularından böylesine uzak olması,  Türk halkının altı yıldır güvensiz yaşamasının başlıca sebebi olsa gerek.

MİT Disiplin ve Yüksek Disiplin Kurulları’nın Tarafgirliği

MİT Disiplin Kurulu,  İKK Başkanı’nın başkanlığında, Teftiş Kurulu, Hukuk Müşavirliği, Personel Başkanlığı ve GİB Başkanlığı’ndan birer kıdemli yöneticinin (Başkan Yardımcısı veya Daire Başkanı düzeyinde) katılımıyla oluşturulmaktadır. Müsteşarlık Makamı’nın emri doğrultusunda Teftiş Kurulu’nca yürütülen soruşturma sonucunda personele maaştan kesme veya kademe ilerlemesinin durdurulması gibi iki ağır disiplin cezasının verilmesi için Disiplin Kurulu’nun, raportörün hazırladığı raporu onaması ve cezanın müsteşar tarafından onaylanması gerekmektedir. Personel bu durumda Yüksek Disiplin Kurulu’na itiraz hakkına sahiptir.

Yüksek Disiplin Kurulu ise Müsteşar’ın uygun gördüğü bir yardımcısının başkanlığında (genellikle idari ve personel konularından sorumlu müsteşar yardımcısı) Teftiş Kurulu Başkanı, Hukuk Müşaviri, Personel Başkanı, İKK Başkanı ve benzeri üst düzey yöneticilerden oluşmaktadır. Yüksek Disiplin Kurulu, Teftiş Kurulu bünyesindeki sekretarya tarafından müfettiş raporu, savunmalar, tanık raporları ve sair bilgi ve belgelerin incelenmesinin ardından sunulan görüşü oybirliği ile ya da oy çokluğu ile kabul etmekte, karar Müsteşar’ın imzası ile onaylanmaktadır.

Bürokratik bir hastalığın sonucu olarak MİT Müsteşarlığı’nın üst yönetimi de makamın iradesine aykırı davranamaktadır. Müsteşar soruşturma açtırıp açtırmama ya da cezanın azaltılıp çoğaltılması konusunda belirleyici olmaktadır.Öte yandan gerek Müsteşar gerekse kurul dışarıdan etkilere açıktır.  MİT Disiplin Kurulu ve Müsteşar ne tür ceza verirlerse versinler, ceza alan personel Müsteşar’a etkide bulunacak dışarıdan güçlü bir siyasi ya da bürokratik torpil bulduğu takdirde, MİT Yüksek Disiplin Kurulu’nun saygıdeğer üyelerinin boynu kıldan ince olmaktadır. Örneğin, 2012 yılında İstanbul Bölge Başkanlığı’nda görevli iken bayan meslektaşına yönelik memuriyet ve etik kurallara uygun olmayan davranışta bulunan bir Daire Başkanı kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını almış, ceza dönemin Müsteşarı Hakan Fidan tarafından onaylanmıştır.Sözkonusu personel pasif bir göreve atanınca siyasi çevrelerin tavassutuyla Müsteşar Hakan Fidan ile görüşmüştür. Fidan’ın verdiği talimat üzerine, soruşturma ile ilgili hiçbir yeni delil ya da bulgu olmadığı halde, Yüksek Disiplin Kurulu’nun büyük koltukları işgal eden saygıdeğer üyeleri adıgeçen personelin cezasını kaldırmıştır.

Aynı Hakan Fidan, siyasi çevrelerle herhangi bir bağlantısı olmayan, memuriyet kariyerini ahlak ve etik kurallara sıkıca bağlı şekilde sürdüren, milli menfaatleri gözeten bakış açısına sahip  diğer personeline ise randevu dahi vermemiştir. Fidan, tacizci memurun cezasını Yüksek Disiplin Kurulu vasıtasıyla kaldırtırken, kumpasa düşürülen personelini ilk ve orta öğrenim sürecindeki üç çocuğu ile kurumun dışına çıkmaya zorlamıştır. Yüksek Disiplin Kurulu’nun saygıdeğer üyeleri ise memuriyet kariyerine haksız yere zarar verilen personele, son derece yaşamsal bir durum olmasına karşın,  huzurlarında sözlü savunma izni vermemiş, hak, hukuk, vicdan ve etik kuralları bir tarafa bırakarak en ağır ceza ile cezalandırılmasını sağlamıştır. Dolayısıyla MİT’in Teftiş Kurulu ve disiplin kurulları bir anlamda, hakkında yönetim tarafından (haklı ya da haksız şekilde) oluşturulan karara uygun şekilde infaz memurluğu görevi görmektedir.

MİT’in En Ağır İnfaz Yöntemi: 19 ncu Madde

2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 19. Maddesinde; “MİT fiili kadrosuna dahil personelden teşkilatın özelliği ve hizmetin gerekli kıldığı şart ve vasıflar gözönüne alınarak teşkilata intibak edemedikleri üstlerince tescil edilenler, MİT Müsteşarının teklifi ve Başbakanın uygun görmesi üzerine genel hükümlere göre başka bir kurum veya kuruluşa naklen atanırlar” hükmüne yer verilmektedir.  Yani, MİT’te çalışan personelin Teşkilat Şart ve Vasıflarına aykırı davrandıkları, genel disiplin hükümlerine uymadıkları ve Teşkilata alınma koşullarını kaybettikleri, dolayısıyla Teşkilata intibak edemedikleri belirlenenler başka kurumlara atanmaktadır

Bu madde  Teşkilatın özelliğinden dolayı sağlık, güvenilirlik ve diğer nedenlerle mesleki ehliyetini ve yeterliliğini yitiren personele uygulanmaktadır.  Bu durumda Teşkilat personeli sahip olduğu “gösterge”, “ek gösterge”, “kadro ve görev unvanları”na uygun olarak atanması gerekmektedir. MİT’te özellikle meslek memuru statüsündeki personelin mesleki görev ve sorumlulukları son derece ağır olduğu için temelde sözkonusu personele uygulanan yüksek gösterge ve ek gösterge imkanı, ikramiye ve başarılı personeli teşvik amacıyla koyulan ancak sonuçta disiplin cezası almayan ya da amirlerinin rızası olmayan tüm personele verilen teşvik sebebiyle MİT mensupları emsallerine göre yüksek gelire sahip olmaktadırlar.

Ancak MİT yönetimi bir şekilde gözden çıkardığı personelini çoğu zaman emekli olmaya zorlamak için o personelin emekli olduğunda alacağı maaşa denk aylık maaş alacağı bir pozisyonda bir kamu kurumuna atamaktadır. Dolayısıyla yıllardır yaptığı zorlu ve stresli görev sebebiyle özlük hakları göreceli olarak iyi durumdaki bir personel, haksız ve hukuksuz uygulamalarla aylık maaş, ikramiye ve teşvik tutarı ortalamasının ¼’ü tutarındaki bir maaş alacağı memuriyete atanmaktadır. Yani memurun hem unvanı hem de özlük hakları elinden alınmaktadır. Bu uygulama bir ceza olarak değil İdari Tedbir olarak sunulmaktadır. Dolayısıyla bir kişinin işlediği herhangi bir suçun idari ya da adli açıdan soruşturulmasına ve kovuşturulmasına mani değildir. Ancak mesele, herhangi bir adli cezayı gerektirmeyen, ünite amirlerinin kendi usulsüzlüklerini, yolsuzluklarını ihbar eden astlarının karalamak ve kurum dışına ihraç etmek için başlıca bir yöntem olarak kullanılmaktadır.

Gizli yönetmelik ve yönergelerde sıralanan “Teşkilat Şart ve Vasıfları” son derece kapsamlı olup,  bunların bir ya da birkaçı hayatın doğal akışı içerisinde fark edilmeden ya da gayrı ihtiyari olarak kolaylıkla ihlal edilebilecek niteliktedir. Yine bu özellikler son derece sübjektif ögeleri içermektedir.

MİT’in Gizli gizlilik dereceli Personel Yönetmeliği’nin 102 nci maddesinde; “….personelden Teşkilatın özelliği ve hizmetin gerekli kıldığı Şart ve Vasıflar göz önüne alınarak, Teşkilata intibak edemedikleri üstlerince tescil edilenler, 2937 sayılı Kanunun 19 uncu maddesi uyarınca başka bir kurum veya kuruluşa aşağıda belirtilen esas ve usullere göre naklen atanırlar.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddede; “Muhakkikler veya Teftiş Kurulu Başkanlığınca yürütülen soruşturma sonucunda; 6 ncı maddede sayılan, (a)personelin uymak zorunda olduğu Teşkilat Şart ve Vasıflarına aykırı davrandıklarının; (b)Genel disiplin hükümlerine uymadıklarının; (c)Teşkilata alınma koşullarını kaybettiklerinin, tespit edilmesi nedeniyle, soruşturma raporunda Teşkilata intibak edemedikleri belirtilen ve naklen atanmaları önerilenler hakkında 2937 sayılı Kanunun 19 uncu maddesi hükmü uygulanır.” hükmüne de yer verilmiştir. Yani 2937 sayılı kanunun 19. maddesinin nasıl uygulamaya geçirileceği, MİT Personel Yönetmeliği’nin 102. maddesinde açık bir şekilde sıralanmıştır. Ancak bu herhangi bir bilimsel, hukuki ya da beşeri temele dayanmayan Müsteşarlık Makamı’nın ve ara kademelerin keyfi, subjektif, ön yargılı, haksız uygulamalarına zemin hazırlayan bir maddedir. Yani MİT Müsteşarı, yardımcıları ya da Başkanlar herhangi bir personeli gözden çıkardıklarında, o personelin başka zamanlarda ve başka personel hakkında yapılmayan işlemlere maruz bırakılmakta, personel hakkında soruşturma açılması önerisinde bulunulmakta, ardından tetikçi olarak kullanılan müfettiş soruşturma raporuna şahsın 19.madde kapsamında bir başka kuruma gönderilmesini önermektedir. Bu infaz sistemine karşı MİT içinde mağdur personeli koruyacak bir mekanizma bulunmamaktadır. Zira MİT Hukuk Müşavirliği İdare ve Bölge İdare ve Danıştay nezdinde girişimde bulunarak personeli karalamakta, çoğunlukla hakimlerin idarenin kararını bozmamaları sağlanmaktadır.

19.Madde sebebiyle bir başka kuruma atanan ya da bu süreçte emekliliği tercih eden kişilerin çoğu hayatlarının geri kalanını ciddi bir travmayla mücadele ederek geçirmektedirler. Bu tür personel ile ilişkilerin nasıl sürdürülmesi gerektiği “Emeklilik Dışında Ayrılan Kişiler ve Yakınlarıyla Kurulacak İlişkiler Yönergesi” isimli bir yönerge ile düzenlenmektedir. Bu yönergeye göre Müsteşarlık Makamı tarafından hakkında 19 maddede somutlaşan idari tedbir uygulanan personel MİT binalarına, lojmanlarına, sağlık ve sosyal tesislerine girememekte, MİT mensupları’nın kendisiyle görüşmesi yasaklanmaktadır. Yani yıllarını kuruma veren, işin niteliği itibariyle tüm arkadaş çevresini kurumdan karşılayan insanlar hayatlarının ilerleyen dönemlerinde zorunlu olarak yalnız bırakılmaktadırlar.

Sonuç olarak MİT’te geçmişten beri uygulanan, Fidan döneminde ise bir tasfiye aracına dönüştürülen disiplin soruşturmaları ve 19.madde idari tedbir kararlarının ivedilikle gözden geçirilmesi gerekmektedir. 19.madde sadece yüz kızartıcı suç işleyenlere ve ihanet boyutunda fiilde bulunanlara uygulanmalıdır. Olağanüstü Hal Döneminden geçtiğimiz bugünlerde, haklarında 19.maddeye dayanılarak idari tedbir kararı alınan personelden bir başka kuruma nakil olanlar, istifa edenler veya emekli olanların durumlarının yeniden ele alınması, MİT Personel Yönetmeliği’nde bu tür personelin  “Affa uğrasalar dahi yeniden MİT’te istihdam edilemeyeceği” yönündeki hukuka aykırı maddenin kaldırılması, 15 Temmuz Darbesi sonrası devletin güvenlik ve istihbarat alanında ihtiyaç duyduğu deneyimli personel eksikliğinin bu kanaldan karşılanması önem arz etmektedir.

../.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                                                                                   

[1] https://www.mit.gov.tr/2937.pdf

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Yazar Hakkında

Dr. Erhan Canikoğlu
MGK'nın Dış Politika'daki Rolü teziyle yüksek lisans, Rusya'nın Yakın Çevre Politikası teziyle doktora derecesi aldı. Rusya, Yunanistan ve Irak'ta dış görevlerde bulundu. İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma konularında uzman ve yönetici olarak çalıştı.

1 Comment on "MİT’te Tasfiye Yöntemi Olarak Disiplin Soruşturmaları ve 19.Maddenin İşletilmesi"

  1. Sevgili Erhan,
    Bütün yazdıklarına katılıyorum. Ancak MIT in bahis konusu olan bu 19 md ve personelin sevk ve idaresindeki olumsuz kuralların teşkilatın asli kadrolu personeli olan müsteşarın iki dudağının arasından alınmasının tek bir yolu var. Bu teşkilatın “KURUM’a” dönüştürülmesidir. Bu husus hiç dillendirilmez ve de asla tasvip edilmez. Teşkilat içerisinde istihdam edilen ve görevlendirilen personel, malum görev tanımlamalarla yetkilendirilir. Bu yetkilendirmede sadece Müstşr yetkisinde olunca çoğu zamanda imzalanmaz. Yani yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal misali, personelde işini bir sürü soru ile götürmeye çalışır. Komplikasyon olmaz ise sorun yok, ama eğer tersi bir durum olur ise işte iki dudak arasında 19 md keyifle kullanılabilir. Bu durum, teşkilatın denetleme teftiş kurulu içinde aynı. ne istenirse onu yazarlar yoksa 19 md karşına çıkar. Özetle bu nedenler den dolayı eğer ortada MİT ile ilgili samimi bir reorganizasyon isteniyor ise, Teşkilat denilen garabet şey KURUM haline getirilmelidir. Yani; üst astına, ast üstüne nasıl disiplin / mükafat uygulayacağını/vereceğini bilmelidir. Teşkilatta Müsteşarın dışında astına özlük dosyasına koyulacak şekilde aleni mükafat veren bir amir varmıdır(?) merak ediyorum. Teşkilatta çalışanların bütünü sadece kendi özlük hakları ile ilgili kanunlar çerçevesinde müsteşarın hazırladığı yönetmelikle sevk ve idare edilen kişilerdir. Yani; bu gün var iseler yarın mezarlıkta personel olurlar veya 19 md ile boşa çıkartılır, konulan şerh ile belli bir süre iş bulamazlar vs vs.
    İşin özü “KURUM” olmakta yatıyor sevgili kardeşim. “MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI İÇ HİZMET KANUN VE YÖNETMELİĞİ” gibi. İsmi her neyse… Bayramın tekrar kutlu olsun 🙂

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.


*