Türkiye’nin Güvenlik Sorunu Liyakatli Kadrolarla Çözülür

1019041811
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Türkiye uzun süredir devlet, ülke ve millet düzeyinde güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor. Geçmişte Milli Güvenlik Siyaset Belgelerinde muhtemel olarak nitelendirilen pek çok güvenlik risk ve tehdidi son altı yılda gerçek oldu. Kuşkusuz teorik tehditlerin pratiğe dönüşmesinde Ankara’nın milli gücünü fazlasıyla aşan küresel projelere bilerek ya da bilinçsizce dahil olması yol açtı. Türkiye’nin yeni Osmanlıcı politikalarla daha geniş bir coğrafyada söz sahibi olabileceği hayaline kapılan siyasiler hem Türkiye’nin milli güvenlik çıkarlarına zarar verdiler hem de ülkeyi benzeri görülmemiş yaşamsal sorunların içerisine çektiler. Küresel rekabeti ve bölgesel yansımalarını algılayamama, jeopolitik çatışmaları okuyamama, stratejik vizyon eksikliği, yanlış siyasi tercihler, hesap hataları ve liyakatsiz bürokratik kadrolar Türkiye’nin içine düştüğü açmazın başlıca nedenleri olarak tarihe geçtiler.

Devlet yönetimi;  gelenekler, kurumsal kültür, stratejik çıkarlar ve milli güvenlik gibi başlıca referans noktalarına dayanılarak alınan rasyonel kararlarla gerçekleştirilir. Politika oluşumunda ve hareket tarzlarının belirlenmesinde en faydalı araçlardan biri de istihbarat kuruluşlarıdır. İstihbarat teşkilatları diğer kuruluşlardan farklı olarak gizli yöntemlerle yabancı devletlerin karar mekanizmalarına, silahlı kuvvetlerine, istihbarat ve güvenlik servislerine, stratejik kuruluşlarına, uluslararası terör örgütlerine, organize suç gruplarına ve benzeri tehdit unsurlarına sızarlar. Böylece mevcut ve muhtemel hareket tarzları hakkında bilgi toplar, elde edilen bilgiler doğrultusunda siyasilerin atacakları  adımların belirlenmesine katkı sağlar, gerektiğinde de kendi ülkesinin çıkarları doğrultusunda hedef ülke veya kuruluşları yönlendirebilirler. Sınırları dışında etnik ve kültürel açıdan yakın olduğu akraba topluluklara, müttefik ülkelere destek verir. Onları milli güvenlik ve dış politik çıkarları çerçevesinde harekete geçirebilirler.

Kuşkusuz bu düzeyde başarılı faaliyetleri yürütebilmek için devletlerin tarihi süreçte geliştirdikleri yüksek siyasi, stratejik ve kurumsal kültürün rolü büyüktür. Askeri, güvenlik ve istihbarat kurumlarının, kişilere bağlı kalmaksızın ayakta durmaları, nitelikli, eğitimli, donanımlı, yetenekli ve vizyon sahibi kadrolarıyla bölge ülkeleriyle ve/veya dünya ile rekabet edebilmeleri gerekir. Hükümetlerin, istihbarat teşkilatlarını çağın gerektirdiği koşullara göre modern ve teknolojik araç-gereçlerle donatacak şekilde bütçe sağlaması beklenir. Servis yönetimlerinin ise devletin stratejik ve taktiksel ihtiyaçlarını karşılamak için kurumsal yapılanmayı, uygun insan gücünü, eğitim düzeyini, çalışma yöntemini, denetim ve kontrol sistemini uyarlaması gerekir. Yani devletin karar süreçlerinde ya da operasyonel alanlarda ihtiyaçlarının istihbarat servisi tarafından karşılanması için gerekli her türlü hazırlığın yapılması (hükümetin yetkisi dahilinde olan konular dışında) istihbarat teşkilatlarının yönetimlerinin sorumluluğundadır.

Türkiye tarihte ilk kez proaktif dış politika iddiasıyla, ABD’nin küresel hakimiyet projesine hizmet eden yetkililerin hataları sonucunda komşuların iç işlerine karışmış, dış siyasi süreçlere taraf olmuş, hatta Suriye örneğinde yaşandığı üzere savaş suçu işlemekle suçlanmıştır. Türkiye, Genişletilmiş Ortadoğu ve Afrika coğrafyasında rejim değişikliklerini zorlayan dinci terör örgütleriyle birlikte anılır hale gelmiştir. Türkiye’nin sözde komşularına demokrasi getirme çabaları bu ülkelerde uzun yıllar kan dökülmesine sebep olmuş, bölgeye barış ve huzur gelmediği gibi uygulanan politikalar bumerang etkisi göstermiştir. Türkiye bugün çok büyük güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalmıştır. En büyük tehlike ise halkın bundan sonra kolay kolay aşamayacağı derin siyasi, ideolojik, kültürel ve ahlaki kamplara ayrılmasıdır.

Türkiye’de son altı yıldır yaşanılan gelişmelere bakıldığında  istihbarat ve güvenlik alanlarında son derece büyük bir zafiyeti yaşandığı görülmektedir. Bu dönem Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarlığına atandığı 26 Mayıs 2010 tarihinden itibaren devletin, milletin ve ülkenin bizzat tecrübe edindiği terör olaylarını, metropollerdeki intihar eylemlerini, dış güvenlik tehditlerini ve son olarak darbe girişimini kapsamaktadır. Türk halkı tarihte ilk kez bölücü ve yıkıcı terör eylemlerinin ve darbe girişiminin ülkenin anayasal düzenini bozacak boyuta ulaştırdığını gözlemlemiştir. Altı yıldır MİT Müsteşarlığı’nın başında tutulan kişinin, gerçekten istihbarat nosyonuna sahip olması halinde, 15 Temmuz günü alınan kaçırma ihbarını doğru analiz etmesi, MİT Müsteşarı’nın normal bir zamanda TSK mensupları tarafından kaçırılmasının mümkün olmadığını, bunun daha büyük bir planın parçası olduğunu anlaması, gerekli tedbirlerin alınması için durumu ivedilikle birinci sicil amiri olan Başbakan ve ardından Cumhurbaşkanı ile paylaşması gerekirdi. Açık kaynaklardan elde edilen bilgilerle yüksek lisans tezi hazırlamanın ne iyi bir istihbaratçı ne de iyi bir yönetici olmaya kafi gelmeyeceğini Türkiye son altı yılda verdiği binlerce kayıpla, yaşamsal milli güvenlik sorunlarıyla karşılaşarak öğrenmiştir.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Yazar Hakkında

Dr. Erhan Canikoğlu
MGK'nın Dış Politika'daki Rolü teziyle yüksek lisans, Rusya'nın Yakın Çevre Politikası teziyle doktora derecesi aldı. Rusya, Yunanistan ve Irak'ta dış görevlerde bulundu. İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma konularında uzman ve yönetici olarak çalıştı.

İlk yorumu siz yapın "Türkiye’nin Güvenlik Sorunu Liyakatli Kadrolarla Çözülür"

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.


*