MİT’in PDY/FETÖ Raporu: Müsteşarlık Makamı da Aldatıldı mı?

1025224999
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Türkiye’nin siyasi tarihine her açıdan kara bir leke olarak geçen 15 Temmuz darbe girişimi konusunda en fazla eleştirilen kurumlardan biri de Milli İstihbarat Teşkilatı. Aslında eleştiriler kurumdan ziyade MİT’e müsteşar olarak atandığı 2010 yılından itibaren kurumun donanımlı kadrolarını tasfiye eden, Teşkilat’a personel alımıyla bizzat ilgilenen ve istisnai atama şekli olan (diğer kurumlardan) naklen atamaları  rutine dönüştüren Fidan ve yakın çalışma arkadaşlarını yöneltilmekte. MİT’e naklen atananların çoğunun PDY/FETÖ mensubu çıkmasının yanısıra yeni yönetimin kritik görevlere getirdiği 2010 öncesi girişlilerin de PDY/FETÖ mensubu ya da iltisaklısı olması Türk kamuoyunun güvensizlik duygularını pekiştiriyor.

MİT, Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’na gönderdiği raporda FETÖ/PDY ile iltisaklı 558 personelden 167’sinin kamu görevinden çıkarıldığını, 70’inin görevine son verildiğini (sözleşme feshi, adaylık süresi sonunda göreve son verme, naklen atama, istifa, emeklilik vb.), 272 TSK ve Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin geçici görevlendirmesinin sona erdirildiğini, böylece toplam 509 kişinin Teşkilat ile ilişiğinin kesildiğini, bunların dışında 49 personelin 22’sinin pasif göreve atandığını, 7’si hakkında 2937 s.k.nın 19.maddesi uyarınca naklen atama işleminin sonuçlanmasının beklendiğini, 5’inin haklarında yürütülen soruşturma sonucunda görevlerine iade edildiğini, 15’i hakkında soruşturmaların sürdürüldüğünü bildirdi.[1]

Sözkonusu MİT raporunda MİT’in asıl görevi olan milli güvenlik istihbaratı ile ilgili yapılanlar değil, darbe gecesi alınan güvenlik tedbirleri anlatıldı. Elbette bunda Petek Komisyonu’nun ya da Başkanı’nın büyük sorumluluğu bulunmaktadır. Zira komisyonun MİT’e gönderdiği sorular Teşkilatın darbe girişimindeki ihmal, kusur ve yetersizliklerini tespit etmekten ziyade milli güvenlik istihbaratı alanındaki sorunların yapısal reformlarla giderileceği yönündeki sığ anlayışın ürünüydü.[2]

MİT yönetimi, PDY/FETÖ’ye neden sızamadığı, TSK içinde istihbarat yapama yetkisi bulunmasa da darbenin siyasi ve sivil ayaklarına neden nüfuz edemediği[3], darbe girişimini neden tespit edemediği konusunda kamuoyunu tatmin edici yanıtlar verememiştir. MİT’in 15 Temmuz Darbe Komisyonu’na gönderdiği rapor komisyonun birçok üyesinin yanısıra istihbarat uzmanları ile akademisyenler tarafından yetersiz ve çelişkili bulunmuştur.

Örneğin raporda “MİT Müsteşarı’nın 07.02.2012’de ifadeye çağrılması; FETÖ/PDY’nin Devlete yönelik ilk komplosu olup Hükümeti devirmek amacıyla, MİT Müsteşarı’nın, MİT eski Müsteşarı, eski Müsteşar Yardımcısı ve iki Teşkilat mensubuyla birlikte sorgulanmak istenmesi olayıdır. FETÖ/PDY, sözkonusu komploya ilişkin operasyonel çalışmasını Eylül 2011’de Oslo Görüşmeleri’ni basına sızdırarak başlamıştır…” denmektedir. Yani MİT kendisine yönelik FETÖ/PDY komplosunun Eylül 2011’de başlatıldığını ve Şubat 2012’de ikinci operasyonun yapıldığını iddia ediyor. Peki böylesine yaşamsal bir FETÖ/PDY tehdidi bulunuyorsa MİT neden 17-25 Aralık 2013 tarihlerinden önce gereken tedbiri almamıştır? Mayıs 2010’dan itibaren milli menfaatleri gözeten personeli hızla tasfiye edip, kuruma her kademeden PDY/FETÖ  unsurlarını dolduranların, sözkonusu örgüt ile mücadele ettiği  savunması ne derece inandırıcı olabilirdi?

Yine MİT raporunda; “Darbeci unsurların MİT Müsteşarlığı’na yönelik saldırılarının başarısızlıkla sonuçlanmasında, Teşkilat içerisindeki FETÖ/PDY mensuplarının önceden tespit edilerek, pasif görevlere atanmış olması ve bu bağlamda bağımsız Teşkilat ünitelerinin sorumluları arasında örgüt mensubu bulunmaması etkili olmuştur.” cevabı yer almaktadır. Halbuki bu cevap son derece yanıltıcı olup, devleti yönetenler ve TBMM Komisyonu bilerek yada farkında olmadan aldatılmaktadır. Zira PDY/FETÖ unsurları hem MİT’in müstakil ünitelerinde hem de yurtdışı temsilciliklerinde darbeden sonra da görev başında kalmışlardır. İşin ilginç tarafı eski müsteşar Emre TANER’in komisyonda belirttiği 2010 öncesinden kalan az sayıda PDY/FETÖ mensubu üst yönetime ve kritik görevlere Fidan döneminde getirilmiştir.

Örneğin PDY/FETÖ’nün önde gelen mensubu,  MOBESE sistemi kurucularından polis şefi Basri AKTEPE (Sistemi kuran polislerin isimlerinin baş harfleri sisteme verilmiş olup, B harfi Basri AKTEPE’yi temsil etmektedir.) ABD’de CIA/FBI eğitiminden geçmiş, ülkemizde siyasilere yönelik PDY/FETÖ teknik operasyonlarda aktif rol oynamıştır. B.AKTEPE ilerleyen yıllarda TİB’de daire başkanlığına atanmıştır. Basri AKTEPE 2013 yılında Hakan Fidan tarafından TİB’den MİT’in eski adıyla Elektronik İstihbarat Başkanlığına atanmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 1999 yılında hazırlanan Fethullahçı polisler listesinde 15. sırada yeralan Basri AKTEPE[4] MİT’e atanmadan önce hakkında tahkikat yapılmamış mıydı? Yoksa tıpkı araştırma sonucu olumsuz çıkan diğer yöneticiler gibi Teşkilatın geleneksel tahkikat sistemi B.AKTEPE için de gözardı mı edilmişti?[5] Bu atama PDY/FETÖ’cü unsurların 2014’den sonra kriptolu haberleşme programlarını neden değiştirdiklerine ışık tutacaktır.

PDY/FETÖ’nün özel okullar, kolejler, dershaneler zinciri ile eğitim sistemimizde gücü ele geçirdiği dönem 2000’li yıllar olmuştur. Bu dönemde örgüt mensuplarının yanısıra başlıca iki tip insan profili çocuklarını PDY/FETÖ okullarına göndermiştir. Birincisi ekonomik imkanı yetersiz olan, bulundukları çevrede başka okul bulunmayan ya da okulları başarılı bulan aileler. İkincisi ise PDY/FETÖ’nün bürokratik atamalardaki gücünü şahsi ikbaline tahvil etmek isteyen bürokratlardır. Müsteşarlık ilginç bir şekilde ikinci tip Teşkilat mensuplarından müstakil ünitelere yönetici ataması yapmıştır. Bu kişiler arasında hala aktif görevde bulunanlar mevcuttur.

MİT eski müsteşarı Emre TANER, Petek Komisyonu’nda PDY/FETÖ mensubu oldukları gerekçesiyle kurumdan ihraç edilenlerin çoğunun 2010 yılı sonrası atanan personel olduğunu, önceki yıllarda alınan personel arasında PDY/FETÖ’cü olanların ise bir elin parmağını geçmeyeceğini belirtti.[6] Öte yandan bu ihraçlarda MİT’teki PDY/FETÖ yapılanmasının esasen geçmişe dayandığı imajı vermek için vatansever, sosyal demokrat, işi ya da günlük yaşantısı gereği tanımadığı PDY/FETÖ ile bağlantılı kişilerle temas eden arkasında siyasi destek bulamayan kişiler olduğu ileri sürülmektedir.

Asıl can alıcı nokta ise 2010 öncesi istihdam edilen PDY/FETÖ’cülerin  (Bunların bazılarının yabancı servisler ve/veya PDY/FETÖ tarafından sonradan angaje edildiği değerlendirilmektedir.) mevcut yönetim tarafından kritik görevlere getirildiği gerçeğidir. 2010’dan önce kurumda düşük profile sahip, bazıları taşra ünitelerinde çalışan, bazıları ise kompartımantasyon kuralı gereği bilgi sızdırması halinde kuruma ve devlete sınırlı zarar verebilecek kişiler mevcut yönetim tarafından 10 bin kişi arasından cımbızla çıkarılmış  gibi kritik görevlere getirilmişlerdir.

Bu kişilerden biri de, Petek’e sunulan raporda darbecilerin MİT’e saldırılarının başarısız olmasını kurumdaki PDY/FETÖ mensuplarının önceden pasif görevlere atandığı ifadesiyle TBMM’yi, hükümeti ve Cumhurbaşkanlığını yanıltan MİT yönetiminin en kritik görevlere getirdiği “Y” dir. 2010 öncesi kurumun …terör örgütlerine bakan biriminde görev yapan sözkonusu  personel yurtdışında akademik çalışmalarını tamamlaması arifesinde mevcut yönetim  tarafından hiçbir geçmiş tecrübesi olmadığı halde Personel ve Prensipler Başkanlığı’nın kritik Tahkikat Şubesi’ne atanmıştır. Aradan 1-2 yıl geçtikten sonra da aynı personel İstihbarata Karşı Koyma Başkanlığı (İKK) bünyesinde kurumdan dışarıya bilgi sızdıran olası personeli tespit etmekle görevlendirilen şubeye atanmıştır.

Müsteşarlık makamının en kiritik görevlere hangi gerekçeyle ve kime danışarak getirdiği bugün meçhul olan “Y”,  15 Temmuz sonrasında PDY/FETÖ bağlantısı gerekçesiyle yurtdışından merkeze çağrılmıştır. O sırada Asya’da önemli bir başkentte temsilcilik yapan “Y” MİT’e ait sırları yanına alarak Batılı bir ülkeye kaçmıştır. Böylece MİT’in bir sır küpü mensubu daha Batılı Servisler’in eline geçmiştir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın koruması gereken sırları önemli ölçüde azalmıştır!

 

[1] ‘FETÖ yeniden sızmaya çalışıyor, 29.05.2017, http://www.hurriyet.com.tr/feto-yeniden-sizmaya-calisiyor-40472086

[2] TBMM 15 Temmuz Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu Bilgi Belge Talebi, http://www.iktibasdergisi.com/wp-content/uploads/2017/05/15-temmuz-mit-raporu-1.pdf

[3] Bkz.Anlayana İstihbarat Saz, Anlamayana Darbe Girişimi Az!, 26 Temmuz 2016, http://intelturk.com/2016/07/26/anlayana-istihbarat-saz-anlamayana-darbe-girisimi-az/

[4] Kim onunla uğraştıysa kasedi çıktı…Aktepe tutuklandı, http://www.hurriyet.com.tr/kim-onunla-ugrastiysa-kasedi-cikti-aktepe-tutuklandi-40220232

[5] Bkz. Star gazetesi yazarı Nuh Yılmaz MİT’e transfer oldu, T24, 15 Ağustos 2013, http://t24.com.tr/haber/star-gazetesi-yazari-nuh-yimaz-mite-transfer-oldu,236950

[6] Bkz.MİT’in Son Kariyer İstihbaratçı Müsteşarı Emre Taner ve Darbe Komisyonu, 11 Kasım 2016, http://intelturk.com/2016/11/11/mitin-son-kariyer-istihbaratci-mustesari-emre-taner-ve-darbe-komisyonu/

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someonePrint this page

Yazar Hakkında

Dr. Erhan Canikoğlu
MGK'nın Dış Politika'daki Rolü teziyle yüksek lisans, Rusya'nın Yakın Çevre Politikası teziyle doktora derecesi aldı. Rusya, Yunanistan ve Irak'ta dış görevlerde bulundu. İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma konularında uzman ve yönetici olarak çalıştı.

İlk yorumu siz yapın "MİT’in PDY/FETÖ Raporu: Müsteşarlık Makamı da Aldatıldı mı?"

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.


*